
NİŞ
PAZARDAKİ
BOŞLUĞU DOLDURUN!
Niş Olursa Yaparım Abi!
Mehmet Akif Çakırer
İÇİNDEKİLER
Önsöz_____________________________________________________________________3
Teşekkür___________________________________________________________________4
BİRİNCİ BÖLÜM: NİŞ PAZAR VE ÖNEMİ
1. Niş Pazar Hakkında Bilmeniz Gerekenler_______________________________________6
2. Niş Pazara Girmenin Avantajları_______________________________________6
3. Niş Pazara Girmenin Dezavantajları?___________ ______________________________18
4. Niş Pazar Nasıl Bulunur?___________________________________________________21
5. Niş Pazara Girmenin Riskleri________________________________________________25
A. Niş, Niş Pazar ve Niş Pazarlama Kavramları________________________________________6
B. Niş Pazar ve Niş Pazarlamanın Özellikleri _________________________________________9
C. İşletmeler Açısından Niş Pazar _________________________________________________18
1 Küçük ve Orta Ölçekli İşletmeler Açısından Niş Pazar ______________________________18
2 Büyük Ölçekli İşletmeler Açısından Niş Pazar_____________________________________25
D. Niş Pazar Belirleme Yöntemleri _________________________________________________25
1 Var olan Niş Pazarları Belirleme _______________________________________________25
2 Potansiyel Niş Pazarları Belirleme ______________________________________________25
a. Pazar Boşluklarını Belirleme ve Konumlandırma İlişkisi___________________________25
b.Pazar Boşluklarını Belirlemede Konumlandırma Yöntemi: Algısal Haritalama__________25
İKİNCİ BÖLÜM: PAZARI BÖLÜMLENDİRME (SEGMANTASYON)
A. Pazar Bölümlemesi Kavramı____________________________________________________25
B. Pazar Bölümlemesinin Amaç, Hedef ve Sınırları ___________________________________25
C. Pazar Bölümlemesi Kriterleri __________________________________________________25
1 Demografik Bölümleme __________________________________________________25
2 Coğrafik Bölümleme ____________________________________________________25
3 Psikografik Bölümleme __________________________________________________25
4 Davranışsal Bölümleme __________________________________________________25
D. Pazar Bölümlemesi Alternatifleri _______________________________________________25
1 Tüm Pazar ____________________________________________________________25
2 Bölümlenmiş Pazar______________________________________________________25
3 Niş Pazar______________________________________________________________25
4 Mikro Pazar ___________________________________________________________25
E. Hedef Pazar Seçimi _________________________________________________________25
ÜÇÜNCÜ BÖLÜM: DÜNYA’DA NİŞ PAZARDA BAŞARIYI YAKALAYANLAR
ABD'de Simit Rüzgârı___________________________________________________________26
Yarım Saatliğine Ölmek İçin 160 Dolar Ödüyorlar_____________________________________27
Paintball`un Yerini `Tankball` Aldı________________________________________________28
Havalimanında Uyunur Mu? ______________________________________________________29
Pembe Taksi___________________________________________________________________30
İki Bin Dolara Hint İşi Sıfır Otomobil_______________________________________________32
Mcdonald's Da 'Helal'lik İstiyor____________________________________________________33
Kişiye Özel Denizaltı 2.7 Milyon Dolar______________________________________________35
Arkadaş Kiralama Sitesi__________________________________________________________37
DÖRDÜNCÜ BÖLÜM: TÜRKİYE’DE NİŞ PAZARDA BAŞARIYI YAKALAYANLAR
www.ebrugundessatiyor.com______________________________________________________39
Fare Laboratuarı Kurdu, Ortaklık Teklifi Yağdı_______________________________________40
Balkonunda Bahçesinde Su Yosunu Üretiyor_________________________________________42
İşsiz Gencin İş İcadı____________________________________________________________43
Türkiye'de Satamadığı At Arabalarını Dünyaya Pazarlıyor______________________________44
Mısırdan Sonra Makarna Da Bardağa Girdi__________________________________________45
Yeğeni Denizde Boğulunca Batmayan Mayo Üretti____________________________________46
Sigara Yasağı İçin Şemsiye Geliştirdi_______________________________________________47
Hamsi Şişeye Girdi_____________________________________________________________48
İlaç Kapsülünde Domuz Yerine Balık Jelatini Kullandı, İslam Ülkelerinden Sipariş Yağıyor___49
Yenilediği Hurda Araçlara Paha Biçilemiyor________________________________________50Rodeo Yatak Uyanmayanı Üzerinden Atıyor________________________________________52 | |||||||||||||||
|
Basit Fikir Milyonlarca Dolar Kazandırdı___________________________________________53
Antalya'ya Denize Gelen 200 Bin Turist Dağa Çıktı! __________________________________54
Türkiye Neler İhraç Ediyor_______________________________________________________55
Kişiye Özel Beste Yapılır________________________________________________________56
Sülükten Yılda 100 Bin TL Kazanıyor ______________________________________________62
Bir Terlik Bu Kadar Farklılaşabilir_________________________________________________64
Çikolata ve Çiçeği Birleştirerek Başarıyı Yakaladı____________________________________72
Dünyaya Çekirge Satıyor________________________________________________________73
Sonsöz______________________________________________________________________75
Dipnot______________________________________________________________________77
Kaynakça____________________________________________________________________79
Önce ihtiyacı keşfedin! Hiçbir buluş yoktur ki, kendiliğinden ortaya çıkmış olsun. Buluşlar ancak ihtiyaçların keşfiyle ortaya çıkar.
Jim Collins
Ya herkesin yaptığı bir işi hiç kimsenin yapmadığı kadar iyi yapın
ya da hiç kimsenin akıl edemediği işleri bulup yapın.
Rahmi Koç
Neyi bakir görürsün? İşte tam bununla tanınırsın.
Frank Herbert
Nuh gemisini yapmaya başladığında daha yağmur yağmıyordu.
Walt Disney
ÖNSÖZ
Büyük girişimciler yanlışları, eksikleri ve dünyaya uygun olmayanları tamir etmek,
boşlukları doldurmak ve yeni bir şey oluşturmak için çalışırlar.
Charles Handy
Bilgi ve teknolojik gelişmeler hiçbir engel tanımadığı günümüzde dünya hızlı bir şekilde değişiyor. Böyle bir dünyada hemen hemen hiçbir şey aynı kalmıyor. İş dünyasının yılmaz savaşçıları olarak şunu sorgulamalıyız. “Böyle değişen bir dünyada aynı mı kalmaya devam edeceğiz yoksa rakipler gibi gelişecek miyiz?” Ben hiçbir kimsenin bu soruya olumsuz cevap vereceğini düşünmüyorum. Gelişmenin yolu ise farklı fikirler edinip bunu tartışmaktan ve bunu uygulamaktan geçiyor. Bugünün gelişmiş ülkeleri sadece kişi başına düşen milli gelirin yüksek olduğundan değil, farklı fikirlere açık ve bunları tartışabildikleri için bu durumda olduğu düşünüldüğünde girişimcilerin yeni pazarlar peşinde koşması gerekir. Bakın Frederic G. Donver ne söylüyor? “Pazardaki meydan okumaya karşı koyabilmek için, müşteri arzu ve ihtiyaçlarındaki değişmeyi çok önceden fark ederek, doğru ürünleri, doğru zamanda, doğru miktarda ve doğru yerlerde bulundurmak zorundayız.” Sizde bugünden itibaren hayatı sorgulamalısınız. Siz pazarda bir şey yapmazsanız rakipleriniz sizden önce bunu yapacaktır.
Bu kitabın temel amacı, iş yaptığınız ya da yapmak istediğiniz sektörde halen yeni bir şeylerin yapılabilecek ve para kazanılabilecek olmasıdır. Gerçekten de “Artık, yeni bir ürün ya da pazarlama tekniği geliştirilemez; çünkü artık o işte yapılması gereken her şey yapıldı.” denildiğinde dahi, gerekli araştırmalarınızı gerektiği şekilde yapabilirseniz, mutlaka pazarda yer edinebileceğiniz yeni bir şeyler vardır. Yeter ki görmesini bilin! Aslında, doymuş gibi görünen birçok alanda halen yapabileceğiniz bir şeylerin var olduğunu görebilmelisiniz. Mesela, yüzlerce firma yoğurt üretip pazarlıyor, diye düşünülseydi, meyveli yoğurtlar hiçbir zaman piyasaya sürülmezdi! Demek ki yoğurt pazarı bile doymuş olarak görülmemiş birileri tarafından... İçinizdeki yatırım ruhunu her zaman canlı tuttuğunuz takdirde, yeni bir şeyler keşfetmeniz hiç de zor olmasa gerek. İsterseniz bunu “doymuş pazar” olarak değil, “benzer ürün ve hizmetlerle aşırı düzeyde doldurulmuş sektörler” şeklinde değerlendirelim. İyi bir girişimci, ürününün yeniliğinden çok, sektördeki uygulamalarını rakiplerinden farklı olarak gerçekleştirme çabasındadır. Bunu üç ana maddede verebiliriz: “fark”, “yaratıcılık” ve “yenilikçilik”. Bu üçlüyü dikkatle ve zamanında uygulamanız halinde, “doymuş pazar” diye bir şey olmadığını siz de anlayıverirsiniz. Ünlü strateji gurusu Gary Hamel, bakın bu durumu nasıl açıklıyor: “Doymuş pazar olarak nitelendirilen sektörlerde dahi -‘farklı’, ‘yaratıcı’ ve ‘yenilikçi’ bir anlayışla bakabilirseniz mutlaka yeni bir ürün ya da pazarlama tekniği bulabilirsiniz. ‘Doymuş sektör’ yoktur; olsa olsa, sektöründe başkalarının tanımını düşünmeden ve tek doğru olarak kabul eden ‘doymuş yöneticiler’ vardır! Sakın onlardan olmayın! Siz siz olun, hiçbir sektörü el atılması gereken ya da gerekmeyen, şekilde düşünmeyin. Çünkü böyle bir ön kabul sizi yenilikçi düşüncelerden çok uzağa düşürür! Sıradanlaştırır... Bir de elbette şu var: “Ben bu pazarda olmalıyım.” mantığıyla hareket etmeniz ne derece ciddi bir hata ise, rakiplerinizin kavramlarına ve fikirlerine sahiplenmeye çalışmanız da o derece büyük bir hata olacaktır.
Bazen işletme yöneticileri ya da girişimcilerle konuşurken bazı sektörler için “Oralarda yeni yatırıma ihtiyaç kalmadı, pazar belli bir doygunluğa ulaştı” yorumunu yaparlar. Gary Hamel, “Devrimin Başına Geçin” kitabında, “Doymuş bir pazarda olduğunuza asla ve asla inanmayın. Doymuş sektör diye bir şey yoktur, mümkün olan şey konusunda başka birinin tanımını akılsızca kabul eden doymuş yöneticiler vardır. Siz siz olun, makul olmayın” diyor.[1] telefonun icadından sonra yapılan, “Artık icat edilecek bir şey kaldığına inanmıyorum” değerlendirmesi olmuştu
Günümüzde pazarlama, bir anlamda pazarı etkilemek, yönlendirmek ve değiştirmektir. Sony Walkman’i pazara sunarken, hiçbir pazarlama araştırması yapmadan “başkalarını rahatsız etmeden müzik dinleme” anlayışını yerleştirerek yepyeni bir pazar ortaya çıkarmıştır. Aynı cihazı batı pazarında, “başkaları sizi rahatsız etmeden müzik dinleyebilirsiniz” sloganı ile pazarlandı.[2] Yine Hummer jipler, Amerika’da ordu için özel olarak üretildi. Ancak başta Hollywood olmak üzere pek çok ünlü yoğun rekabet gösterince, ordu için tasarlanan araçlar ticari olarak da düzenledip satışa sunuldu.
Bazen herkesin rekabet ettiği bir pazar ortamında mücadele etmek yerine, dikkat çekmemiş ya da o güne kadar fark edilmemiş bir hedef kitle için ürün veya hizmet üreterek kazanabilirsiniz. Ya da herkes en karmaşık, en lüks, en iddialı ürünle piyasaya çıkarken, siz çok basit bir ihtiyacı karşılayan temel bir ürünle bir anda büyük bir atılım yapabilirsiniz. London Business School’un yönetim profesörü Prof. Dr. Patrick Barwise; “Basit olun, karmaşık ürünler geliştirmeyin, tüketicilerin en önemli isteklerini gerçekleştirmeye çalışın yeter.” demiştir. Barwise, Toyota’nın lüks otomobil pazarındaki başarısını bu stratejiye bağlıyor. Ailesi ile birlikte BMW almaya gittiğinde küçük oğlu, önce otomobile hayran kalmış. Daha sonra arka koltuklara oturup zıplamaya başladığında babasına birden bire şu soruyu yöneltmiş: “Peki ben içeceğimi nereye koyacağım baba?” demesiyle Toyota bu fikri geliştirerek niş pazara güzel bir örnek oluşturmuş.
BİRİNCİ BÖLÜM
NİŞ PAZAR VE ÖNEMİ

Pazarın boşluğu bazen yanı başınızda, bazen başka ülkelerdedir. (19 Nisan 2010, Dünya Gazetesi)
İKİNCİ BÖLÜM
PAZARI BÖLÜMLENDİRME (SEGMANTASYON)
SEGMENTASYON (BÖLÜMLENDİRME)
Segmentasyon nedir? Pazar içinde var olan grupların, pazarlamacının istekleri ve ürünün özellikleri göz önünde bulundurularak belirlenmesidir. Çeşitli şekillerde bölümlenebilir. Bu şekillerin en çok kullanılanları demografik bölümleme, coğrafi bölümleme, psikografik bölümleme ve davranışsal bölümlemedir. [3]
Segmentasyon ne işe yarar? Pazarın tamamına nüfuz etmeye çalışmaktansa, pazar içinde ürünü alma ihtimalinin daha fazla olduğu grupların belirlenmesine yarar. Niş bir alanda hizmet üretiyorsak Segmentasyon bizim için çok önemli. Pazarlama bütçeniz geniş olabilir, çok iyi bir site tasarımına da sahip olabilirsiniz hatta sahip olduğunuz müşterilerin hepsi memnundur fakat işlem hacminiz/cironuz artmıyor ise bunun sebebi Segmentasyon sorunudur. Hizmet ürettiğiniz Pazarı iyi tanıyın ve doğru iletişim kanallarını belirleyin. Şimdi elimizdekileri toparlayalım ve bir sonuca varalım. Yer aldığımız pazarda ki müşterilerimizin farklı eğilimleri var. En iyi sonucu alabilmek için ne yapmamız gerekiyor, eğilim değişkenliklerini gözlemlememiz gerekiyor. (Segmentasyon’un temeli.) Yani onların yer aldığı ağlarda bizlerinde yer alması gerekiyor. Bunlar gördüğünüz gibi çoğunlukla Sosyal Ağlar. (Facebook, Twitter, FriendFeed, MySpace vb.) Çünkü Sosyal Ağlar’da insanlar ilk başta sorularına cevap bulabiliyorlar. İsteklerini karşılayabiliyorlar. Her şeyi paylaşabiliyorlar. İşte siz bunu kullanacaksınız.
Doğru zamanda doğru teklif
Bölümlendirme: Segmantasyon
A.Coğrafi
(Bölgesel: Yerli, Yabancı, Marmara Bölgesi, Şehir)
B.Demografik
(Yaş, Gelir, Eğitim, Medeni Durum, Etnik Köken, Aile durumu)
C.Hayat Tarzı / Psikolojik
Aktiviteler; tenis, yüzme, basketbol, kayak
İlgilendiği Alanlar; sinema, tiyatro
D.Davranış Kriterleri
RFM
İletişim Kanalları; katalog, mail, televizyon, mağaza
Sağlamak istediği Fayda; kalite, düşük fiyat, ikisi aynı anda
Talep ettiği servis; telefon, yüz yüze, e-mail
Sadakat; duygusal bağlılık, yok
E.Analitik (OLAP CUBE)
Fırsat Kollayanlar
Stokçular
Premium
Düzenli alışveriş yapanlar
PAZARLAMA ZEKÂSI
Tarih boyunca dünya siyaseti, pazarlar, pazar paylaşımları ve ticaret alanları üzerinde cereyan etti. İşletmecilerin yakından bildiği bu gerçeği, ülke yönetimine talip olanların da bilmesinde fayda var.
Medeniyetler su kenarlarında ticaretle gelişti. Kıtalar, keşifler, ürünler ve yenilikler yeni pazarlar ve pazarlarda yeni fırsat arayışları sonunda bulundu. Pazar savaşları gelecekte de tarihe damgasını vuracak.
Dünya, kimine çok büyük, kimine iğne ucu kadar küçük görünse de neticede bir pazaryeri. Dünya hayatı da bir ticaret zamanı. Doğumdan ölüme, ömürler hep almak-vermekle geçiyor. Hayat boyu alıyor, satıyoruz. Hepimiz bir şey alıyor, bir şey satıyoruz. Zamanında satmaz, vaktinde almaz isek; satılacakla alınacakları birbirine karıştırsak; verdiğimizden daha fazlasını alamazsak kaybediyoruz. Alıcı yokken satmaya, müşteriyi anlamadan etkilemeye kalkınca netice alamıyor, satamıyoruz. Hesabını bilmeyene, patavatsıza, densize, arsıza iyi gözle bakmıyoruz.
Yönetime talip olanların dünyayı bir pazaryeri gibi görüp görmemeleri, dünya hayatını bir ticaret fırsatı olarak bilip bilmemeleri çok şeyi değiştiriyor. Asıl kazancın alınanla verilen arasındaki fark olduğuna inanan; gerçek kârını zararını, önceliklerini, hedeflerini, işini ve meşgalesini müşteri esası üzerinden geliştiren insanlar bir başka oluyor. “Pazarlama bakış açısı”, “pazarlama okuryazarlığı”, “pazarlama zekâsı” kişiyi diğerlerinden ayırıyor.
Pazarlama zekâsı geliştikçe, rekabet işbirliğine; üretmeden paylaşmak üretip bölüşmeye; ezip sömürmek besleyip doyurmaya; emredip zorlamak hizmet ederek gönül kazanmaya; kazan/kaybet anlayışı kazan/kazana dönüşüyor.
Çevrenizdeki insanların “pazarlama zekâlarını” anlamaya çalışın. Dünyası için ahiretini, ahireti için dünyasını satanlara dikkat edin. Size ondört gün müsaade. Ekranlarda, meydanlarda, kahvelerde konuşanlara bir de bu gözle bakın. Kişiler, partiler, ekipler pazar gerçeğinden ve pazarlamadan ne kadar haberdarlar? Ne kadar pazarlamalılaşabilmişler?
Adayları isim isim düşünün. Bu kişiler dünyanın bir ticaret zamanı, bir büyük pazaryeri olduğu gerçeğinden ne derecede haberdarlar? Tahmin etmeye çalışın.
Ticareti, pazarı ve pazarlamayı doğru anlayanlardan yana oy kullanan bir millet, kaybetmez, zelil olmaz.
Pazarını tanıyan, pazarlamadan anlayan ve çok çalışan kazanır, kazandırır.
Pazarlama zekâsı kısaca, kişi, kurum, firma, işletme, ülke, velhasıl yaşayan her canlı için, müşterileriyle aralarındaki bağları kuvvetlendirmeye, mesafeleri ortadan kaldırmaya, onlara daha etkili ve verimli bir şekilde dokunmaya yönelik olarak, doğru bir pazarlama anlayışına sahip olmayı ve bu anlayış doğrultusunda doğru işler yapmayı ifade ediyor.
Pazarlama zekâsı bir açıdan işletmecilik okullarında öğretilenler üzerinden değerlenebilir. Kitapların yazdıklarını kişinin, firmanın, markanın ne derecede yerli yerinde ve ne derece eksiksiz yerine getirdiği ölçülerek ortaya bir pazarlama zekası katsayısı çıkarılabilir.
Çok çok öz olarak pazarlama der ki:
1. Her nerede insan varsa orada bir müşteri ve bir pazar, bir alışveriş vardır. Dünya müşterilerden oluşur. Her iş müşteriyle başlar. Müşteri yoksa iş yoktur. Müşterisini tanımayanın zekâsı kıttır.
2. Müşteri özgürdür. Duygusaldır, rasyonel değildir. Kendisi için neyin iyi olduğuna o karar verir. İşin sahibi de, asıl patronu da odur. Onu memnun edemeyen, onu takmayan, ona tepeden bakanın zekâsı kıttır.
3. Her türlü alışverişte, hep alan, kazanan olmak mümkün değildir. Mühim olan vererek kazanmaktır. Hesabını bilmeyenin, basiretsiz tüccarın, hırsı çok alanın zekâsı kıttır.
4. Müşterinin işini görmek için paydaşlarla dayanışmak, işbirliği yapmak gerekir. Paydaşlarını tanımayan, onlarla paylaşamayanın zekâsı kıttır.
5. Müşteriler dâhil paydaşlar, güçlü bir liderlik ister. Farklılık, yenilik, dinamizm, değişme arzusu, eskinin usullerinden kurtulma çabası liderliği pekiştirir. Risk almadan liderliğe soyunanın zekâsı kıttır.
6. Rekabet rakiplerle kapışarak değil, müşteri karşısında rakipsiz kalınarak aşılır. Rekabeti kendi düzlemine çekemeyen, rakibiyle aynı sahada, aynı oyunla yarışmaya kalkışanın zekâsı kıttır.
7. Pazarlama başka şeyler de der, ancak yer kıttır.
Piyasada doğru bir iş, iyi yapıldığında, arkası kendiliğinden geliyor. İşte bir örnek: Microsoft ve Apple, izledikleri iki ayrı pazarlama çizgisiyle, pazarlamanın iki kutuplu olmaya meylettiğini kanıtladılar. (İki kutuplu dünya ve iki partili siyasî yapılar da öyle. Şimdilerde, bölgesel güç için iki kutupluluk gündemde…) Küçük cüssesi ve mütevazı pazar payı ile, Apple’ın piyasa değeri Microsoft gibi bir devin pazar değerini aştı. Büyüklük, tek ölçü değil. Algı da önemli. Microsoft’u, kendi müşterileri bile pek sevmezken, Apple, kitlelerin sempatisini kazanmış gibi duruyor.
İSMAİL KAYA, http://pazarlamazekasi.blogspot.com/

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM
DÜNYA’DA NİŞ PAZARDA BAŞARIYI YAKALAYANLAR

ABD'DE SİMİT RÜZGÂRI
Amerikalıların 'sabah kahvaltılarının vazgeçilmezi' olarak adlandırdıkları Bagel'a rakip çıktı. ABD'nin ünlü dergisi New York Magazine bu haftaki sayısında, Manhattan'da satılmaya başlanan Türk simidinin artık Bagel'a meydan okuduğunu yazdı. Lord of the Rings (Yüzüklerin Efendisi) başlığını kullanan dergi, "Bagel üreticileri kendilerini kollayıp artık daha dikkatli olmak zorunda" diye yazdı. Başta New York ve Kaliforniya eyaletlerinde olmak üzere çok tüketilen Bagel'ın tahtının sallandığını yazan dergi, Türk simidinin tadının, Amerikalıların çok sevdiği Bagel ve Pretzel arasında bir tat olduğunu aktardı. Dergi, okuyucularına, 'Türklerin Bagel'a meydan okuyan simidini tatmak ve Türk usulü simit-çay keyfini yaşamak için Türklerin açtığı restoranlara uğrayın' çağrısı yaptı. Bagel'ın ilk kez Polonya'da ortaya çıktığı tahmin ediliyor. Polonyalı göçmenlerin ABD'ye ayak basmasının ardından Amerikalılarla tanıştırdıkları Bagel'ın tadı kısa sürede tüm ülkede yayıldı. Önceleri Musevilerin açması olarak tanınan Bagel, daha sonra Kanada'da da yaygınlaştı.[4]
YARIM SAATLİĞİNE ÖLMEK İÇİN 160 DOLAR ÖDÜYORLAR
Çılgın bir Rus, sadece 30 dakika mezara girmenin stresi yok ettiğini kanıtladı. 160 dolar karşılığında düzenlenen seans için 20'ye yakın ülkeden Rusya'ya turlar organize ediliyor. Rus doktor Konstantin Muhin, dünyanın en büyük sorunlarından biri olarak gösterilen strese, ilginç bir yöntemle çare buldu... Yaklaşık 10 yıldır uygulanan terapiye göre, büyük stres yaşayan kişi 30 dakika mezara konuluyor. Mezara gömülmenin psikolojik problemler ile en etkili mücadele yolunun olduğunu belirten Konstantin Muhin, "Mezarda insan hiç bir şey duymuyor ve görmüyor. Bunun yanında hareket etme şansı da hiç yok. İnsanın fikrin diplerine kadar dalarak tefekkür etmenin dışında bir çaresi yok. 30 dakika süren bu terapiden sonra tekrar eski hayatına dönen kişinin strese karşı çok daha dirençli oluyor. Öyle ki, bugüne kadar binlerce kişinin hepsinde yüzde 100 başarı sağlandı. Sürekli teşekkür alıyoruz" dedi.
Stresle mücadele yöntemini kendi üzerinde deneyen Pavel Gordeyev, toprağın altında ancak 20 dakika dayanabildi. Çıkar çıkmaz "Harika! Artık güneşi görüyorum. Dünyadaki her şey yeraltında bulunmaktan daha güzel. Boş olaylar nedeniyle stres yaşıyoruz" ifadelerini kullanan Gordeyev, stresle yaşayanlara bu biraz çılgın yöntemi önerdi. Üniversite öğrencilerinden iş dünyasına kadar birçok insana çekici gelen gömülme terapisinin maliyeti sadece 160 dolar. Terapiye katılanların bir çoğunun amacı korkularıyla yüzleşmek. Bir günlük psikolojik eğitime katılan vatandaşlar hayatları boyunca yüzleşebilecekleri korkulara hazır hale geliyor. Yeraltında bulunmanın maksimum süresi 40 dakika. Daha fazlası fiziksel fonksiyon eksikliği yüzünden zihinde sorunlara yol açabilir. Derinlik ise 30 santimetre olarak belirlenmiş. Bu boyut basıncın en uygun ve rahatsızlık vermediği derinliktir. Nefes ise boru yardımıyla alınıyor. 10 yıldır başarıyla uygulanan bu yöntem için 20'ye yakın ülkeden turlar düzenleniyor. Bu yöntem 12 yıllık bir çalışmanın ürünü olarak hayata geçirildi.[5]
Ölüm bir SIR; SIR gizemli… Sen de dersin ki “Yepyeni bir yaşama doğmak için ölmeden önce ölmeli****Elif Şafak, Aşk, *s.408

| Paintball`un yerini `tankball` aldı. | |
| İngiltere`de girişimci bir çiftçinin başlattığı ve gerçek zırhlı araçlarla oynanan yeni savaş oyunu `tankball` büyük ilgi görüyor. İngiliz gazetelerinde yer alan haberlere göre, paintball adlı oyunun bir üst seviyesi olarak değerlendirilen ve Leicestershire`daki Southfields çiftliğinde oynanan `tankball`da, çeşitli ülkelerden gelen oyuncular gerçek tanklarla, askeri personel taşıyıcılarla, zırhlı araçlarına boya dolu füzeler atarak savaş oyunu oynuyorlar. Stuart Garner adlı yerel bir çiftçinin başlattığı oyunda katılımcılar, tanklarını yeşil veya kırmızı boya mühimmatının vurmasından sakınmaya çalışarak, `paintball`da olduğu gibi oyunu kazanmaya çalışıyorlar. Yaklaşık 100 hektar alana sahip çiftliğinde 16 yıl önce paintball oynatmaya başlayan Garner, daha fazla para kazanmanın yolunu aradığında aklına gelen bu parlak düşünceyi uygulamaya koyuldu ve kısa süre önce `tankball`u başlattı. Topladığı askeri teçhizatı keşfettiği savaş oyununa uyarlayabilmek için istekli ve yetenekli bir mühendis bulmak zorunda kalan Garner, şimdi 7 tank, füze fırlatma rampaları, zırhlı personel taşıyıcılarla meraklılarına hizmet veriyor. Tüm teçhizatın eski askeri malzeme olduğunu söyleyen Garner, bazılarının 1. Körfez Savaşı ve Berlin Duvarı`nın yıkılışı sırasında kullanıldığını belirterek, envanter dışı askeri teçhizat kullanmanın da oyuna farklı bir tat kattığını savunuyor. | |
HAVALİMANINDA UYUNUR MU?
Uçağınız sabah çok erken veya gecenin bir yarısında kalkıyor. Tatilinizin son gününde cebinizde kalan para, otelde konaklamaya yetmiyor. Gecelemek için bir yer lazım... Bağlantılı uçuşunuzu kaçırdınız. Uçağınız için çok uzun bir gecikme bildirdiler. Ya da bir yerden gelip bir başka yere uçacaksınız ve arada gecenin yarısı 5 saat beklemeniz var. Sonuçta bir nedenle saatlerce havalimanında olmak zorundasınız... Terminalde uyur musunuz? Bu sorunun en iyi cevabını Dubai havalimanında alıyorsunuz. Sleep box adını verdikleri ve 2 m x 1,40m x 2,30m ölçütlere sahip bu yerler müşteriler için konforlu ve güvenli eşsiz bir fırsat sunuyor.
Cheap sleep in case of emergency for anyone rich or poor!!
No time wasted looking for a hotel
Designed to be installed at train stations and airports, and central public places or cities where accommodation is fully booked.
In tropical climate countries the sleeper box can be installed outdoors in main streets..
The space includes bed, linen, ventilation system, alarm. LCD TV, WiFi , space for your laptop and re chargeable phone. Under your bed and floor there is a cupboard for your luggage.
Payment is made at terminals who will give clients an electronic key that can be purchased for 15 minutes or for as many hours as you need







PEMBE TAKSİ
Taksi şoförleri sadece bizim ülkemizde değil, neredeyse tüm dünyada "erkek mesleği" olarak biliniyor. Çoğu iş dalının "değişim yüzyılı" ile değişiklikler göstermesi gibi taksicilik alanında da ilginç örnekler yaşanıyor. Olay yaklaşık bir sene önce İngiltere'de yalnızca kadınlara kiralık araba sağlayan bir oto-kiralama firması ile başlıyor. Pink Ladies isimli bu firma yalnızca kadınlara, sürücü de isterlerse sadece "bayan şoförlü" araçlar kiralıyorlar. Ardından Moskova'da, bir girişimci olan Olga Fomina ve iki arkadaşı tarafından Pembe Taksi kuruluyor. Fakat Rusya'dakiler "yalnızca kadın yolcu taşırız" demiyorlar ve hem kadın hem erkek yolcu taşıyorlar. Ama hepsinde ortak yön, şoförün kadın olması. İşleri de iyi gidiyormuş ki, iki Daewoo araç ve iki şoför ile başladıkları iş hayatları 20 araç ve 27 şoförlü bir filo haline gelmiş. Şimdi de bu araçları Volvo S40'larla değiştirmeyi düşünüyorlarmış. Ardından Dubai'de yalnızca kadınlara hizmet eden, yalnızca kadın şoförlerden oluşturulan bir taksi şebekesi 2007 yılında hizmete giriyor. Kadınların ve yanlarındaki çocukların daha büyük bir güven içinde ulaşımlarını sağlamalarına imkân tanıyor. İran'da da kadın taksiciler başgöstermeye başladı. Bu trend, "güvenlik" ve "kadınlar için yeni iş imkanları" tabanına dayalı bir biçimde büyüme eğilimi olarak görünüyor.
Pembe taksi Türkiye'de de büyük bir açığı dolduracaktır. Erkek taksicilerin fevriliğinden çekinebilecek, kendisini anlayan kadın şoförleri tercih edebilecek bayanlar için elbette bulunmaz bir nimet olabilir. Trafikte diğer taksiciler ve erkek şoförler tarafından bir süre kıskançlık kökenli rahatsızlıklar yaşasalar da, sanırım bir süre sonra yollarda bol bol "pembe taksi" görebiliriz. Böylece bayan yolcular da gönül rahatlığı ile taksiye dönüp "hey taksi" diyebilir.

KAPSÜL OTELLER
Japonya’da ilk olarak ortaya çıkan “Kapsül Oteller” son treni kaçıranlar için minik plastik bir sığınma kabini olarak ortaya çıktı. Yeterince geniş olmayan bu kabinler, Japonya’nın 2. Dünya Savaşı’ndan beri yaşadığı en büyük ekonomik durgunlukta bazı insanlar için uygun fiyatlı olması nedeniyle seçenek haline gelmiş durumda. Küresel ekonomik kriz ile ortaya çıkan işsizler, konut sahibi olma ve konut kiralama konusunda zor durumda. Krizin yarattığı bu sorun birçok insanın evsiz kalmasına neden olmuş. Bay Nakanishi, Tokyo’nun Shinjuku bölgesinde kira tasarrufu sağlamak amacıyla 2009’un Nisan ayında kapsül otele taşınanlardan biri. Bölgesel bir üniversitede ekonomi okumuş olan Nakanishi avukat olma hayalleri kuruyor ve gün boyunca yasal kılavuzları ile kapsül otelin gözeneklerinin birinde oturup çalışıyor. Yeni yılda işsiz kalan Nakanishi kapsül otelin yatak ücretini ne zamana kadar ödeyebileceğini bilmiyor. Bu küçük alan için ödediği ücret ise yaklaşık 950 TL. Kira bizim için şaşırtıcı olacak kadar fazla olsa da Tokyo’da bir apartman dairesi kiralamaktan daha ucuza geliyor. Ayrıca, bu kapsül otellerin saunası, temiz çarşafları, hamamı ve sosyal olanaklarından yararlanmak bu ücrete dâhil. Kapsülün içerisinde küçük bir televizyon, kulaklık, askı, ince bir battaniye, yastık gibi eşyalar mevcut. Giysi gibi birçok eşyanızı ise size ayrılan dolaplarda tutuyorsunuz. Kapsül otellerin uzun vadeli sakinlerinden gelen istek üzerine, devletin özel izniyle resmi ikametgâh olarak kabul izni alınmaya başlandı. Böylece kaldıkları otel kapsülünü ikametgâhı olarak gösterebilen otel sakinleri iş görüşmelerinde kolaylık sağlamış oldu.
Japon hükümetinin açıklamalarına göre Japonya’da yaklaşık 15800 kişi sokaklarda yaşıyor. Sosyal yardım kuruluşlarının açıklamalarına göre ise sadece Tokyo’da en az 10000 kişi sokaklarda yaşıyor. Bu rakamlar içerisinde kapsül otellerde yaşayan şehrin gizli evsizleri yer almıyor. Ülkedeki birçok insan gece, 24 saat açık olan internet kafelerde uyuyor. Japonya şu anda %5’lik işsizlik oranı ve %15’lik yoksulluk oranı ile sanayileşmiş ülkeler arasında en yüksek işsizlik ve yoksulluk oranına sahip ülkelerden biri haline geldi. Paradan tasarruf aracı olarak kullanılan kapsül oteller insanların yaşam şeklini değiştirerek onları bu küçük alanlarda yaşamaya mecbur etmektedir. Her geçen gün daha fazla kişi, şehir ve birden çok aile üyesi aynı çatı altında yaşamaya çalışarak harcamalarını en aza indirmeye ve ekonomik krizin etkilerini azaltmaya çalışmaktadır. Yararlanılan Kaynak: nytimes.com
Japonya`ya özgü kapsül oteller. Adından da anlaşılacağı gibi size bir odanın değil, sadece için de uyuyabileceğiniz birer kapsülün sunulduğu otelcilik anlayışı.

Ses geçirmez özelliğe sahip olan kapsül oteller genelde ucuz olduğu için tercih ediliyor.

Almanya`daki bu otel diğer otellere hiç benzemiyor. Almanya`nın kuzeyinde bulunan "Otel Alcatraz" eskiden bir Alman hapishanesiydi.

Bir çizgili mahkum pijaması, mahkumların sabah kahvaltısı olarak yediği bir adet reçelli ekmek ve kahve ile parmaklıklar ve dikenli tellerin ardında geçireceğiniz bir gün...







Ses geçirmez özelliğe sahip olan kapsül oteller genelde ucuz olduğu için tercih ediliyor.


Bir çizgili mahkum pijaması, mahkumların sabah kahvaltısı olarak yediği bir adet reçelli ekmek ve kahve ile parmaklıklar ve dikenli tellerin ardında geçireceğiniz bir gün...






İKİ BİN DOLARA HİNT İŞİ SIFIR OTOMOBİL
Bin 950 dolarlık fiyatı ile dünyanın en ucuz otomobili unvanına sahip olan Tata Nano dün gece Hindistan'da tanıtıldı. Araç, haziran ayından itibaren sadece Hindistan'da piyasaya çıkıyor. Bu yıl 50 bin Nano satmayı planladıklarını söyleyen Tata Grubu, gelecek yıl Gujarat fabrikasının tam kapasiteye yükselmesiyle yıllık 250 bin Nano üretecek. İlk Nano'lar 9-25 Nisan tarihleri arasında sipariş verenler arasından tesadüfen seçilecek ilk talipliler geçen yıl söz verildiği gibi 100.000 Rupi (1.980 $) ödeyerek alabilecek. Bu en ucuz modelde klima, kaset ve CD çalar, ayrıntılı gösterge gibi ekipmanlar bulunmuyor. Nano'nun klimalı, CD-çalarlı ve değişik ekipmanlarının da olduğu pahalı modelleri de yine Tata tarafından üretilecek. Tata, geçen yıl İngiliz Land Rover ve Jaguar markalarını da Ford'dan almıştı. Sahibi Rahmi Koç'un arkadaşı olan Hint devi Tata, otomobilde 'devrim' olarak adlandırdığı Nano'nun üretimi için komünistlerle bile kapıştı. Daha sonra üretimini erteleme pahasına başka eyalete taşındı. Dünyanın her yerinde monte edilebilecek basitliğe sahip bir ürün olan Nano, 2009 yılında sadece Hindistan'da satılacak. Tüm dünyadan talep alan bu aracın Hindistan dışına çıkması için kesin tarih verilmiyor. Fakat bunun 2009 yılında olmayacağı kesin. Bu 'devrimci' aracın Türkiye'de satışı için takvimlerin en erken 2010 yılını göstermesi gerekiyor.[6]

MCDONALD'S DA 'HELAL'LİK İSTİYOR
Dünyada 450 milyar dolara ulaşan helal ürün pazarı giderek büyüyor. Uluslararası Helal Ürünler Fuarı'na yüzlerce firma katılırken McDonald's'ın başvuru yapması dikkat çekti. Malezya'da düzenlenen Dünya Helal Forumu'na Kuala Lumpur ev sahipliği yaptı. Foruma dünyanın farklı bölgelerinden şirketler katıldı ancak, en dikkat çekici olan ise Mc Donald's'ın da katılımcılar arasında yer almasıydı. 8 Mayıs 2006’da Malezya'da başlayan dünyanın farklı bölgelerinden birçok şirketin katıldığı forum dün sona erdi. Helal gıda konusu dışında ülkeler arasında ticareti geliştirmeye yönelik birçok seminer de düzenlenen foruma, Britanya'nın en büyük marketler zinciri Tesco'nun yanısıra Amerikan şirketi dünya gıda devi Mc Donald's da katıldı. Genellikle 'helal' kavramından yiyecek sektöründe bahsedildiğinin vurgulandığı seminerlerde, kozmetik, giyim sanayii ve ilaç sanayiinde de helal unsurunun arandığı ve çalışmaların bu yönde olması gerektiği vurgulandı. Dünyada 450 milyar dolara ulaşan helal ürün pazarı giderek büyüyor. Ve bu amaçla düzenlenen Uluslararası Helal Ürünler Fuarı'na (MIHAS) dünyadan yüzlerce firma katılıyor. Bu yıl 3.'sü, gerçekleştirilen ve 19 ülkeden 448 ülkenin katıldığı fuar büyük ilgi gördü. Nestle, Farm Best, CCM Pharmaceutical Coffee Bean&Tea Leaf gibi şirketlerin yer aldığı fuara Türkiye'den Dış Ticaret Müsteşarlığı'nın öncülüğünde Fındık Tanıtım Grubu ve İstanbul İhracatçı Birlikleri katıldı. [7]

KİŞİYE ÖZEL DENİZALTI 2.7 MİLYON DOLAR
ABD firması Nautilus Submarines & Dalış Sistemleri şirketi tarafından üretilen kişiye özel küçük denizaltı 2.7 milyon dolara satışa sunuldu. Lüks uçak, yat, arabalar ve eşyanın yer aldığı JamesList.com internet sitesinde satışa sunulan VAS Submarine’in, kişiye özel bir denizaltı konumunda olduğu belirtildi. İçinin lüks ekipmanlarla döşediği, bir lavabo, minibar, tam boy bir merdiven ve dijital ses ve görüntü sistemleriyle donatılmış olduğu dile getirilen denizaltının oturma odasındaki mercekli camları sayesinde denizin altındaki büyülü dünyanın seyredilebildiği kaydedildi.[8]
ARKADAŞ KİRALAMA SİTESİ
Sosyal bir etkinliğe, partiye giderken ya da bilmediğiniz yerde size rehberlik-arkadaşlık etsin diye. İlginç bir fikir. http://www.rentafriend.com
DÖRDÜNCÜ BÖLÜM
TÜRKİYE’DE NİŞ PAZARDA BAŞARIYI YAKALAYANLAR

WWW.EBRUGUNDESSATİYOR.COM
Sosyal sorumluluk düşüncesiyle başlayan bu proje için bakın Ebru Gündeş ne söylüyor: “Nedense özellikle son yıllarda bir türlü atmaya kıyamıyordum sahne kıyafetlerimi :) Geçen yıllar anıları ve yaşanmışlıkları daha kıymetli hale getirmişti herhalde benim için; sanırım yaşlanıyorum :) Baktım da; ne konserdi yaa, ne güzel işti ya da albümümün ilk konseriydi diye eskileri artık daha fazla konuşmaya başladığım günle; kostümlerini saklamaya başladığım gün aynı tarihlere denk geliyor :) Ve bir gün bir dernekten “giymekten çok hoşlandığım bir kıyafetinizi bize bağışlar mısınız” diye teklif gelip, kıyafetimin de o proje de satılan en pahalı parça olduğunu söylediklerinde aldığımın hazzın anılarımdan daha büyük olduğunu gördüm… Sonra bir tane daha, bir tane daha derken evet dedim bunun da bir anlamı olmalı... Bütün kıyafetler çıkartıldı ortaya, hepsiyle vedalaşırken yepyeni bir amaca hizmet edecek olmalarının tarifsiz keyfi yaşandı ve şimdi de bunu sizlerle paylaşmak ve sizin de aynı keyfi almanızı arzu ediyorum... Çok konserler verdim, kendimce ve gücümün yettiğince birçok oluşum ve projede yer almaya çalıştım vakıflar yararına; bilinen, bilinmeyen... Şimdide tamamen bizim var ettiğimiz ve bizim devamlılığını sizlerle sağlayabileceğimiz bir yardım sitesi açtık... İşimi yapıp bana ekmeğimi kazandıran sahne kostümlerim benim ardından, sayenizde ve arzu ettiğiniz bir kuruma daha; belki bir somun ekmek, belki aş belki kitap, belki eğitim, belki ilaç olarak geri dönecek... Oturduğunuz yerden birilerinin yüzünü güldüreceksiniz emin olabilirsiniz, biz sadece vesile olacağız... Hadi yapalım o zaman dediğimiz andan itibaren de kimin kapısını çaldıysak herkes bizi o kadar sıcak karşıladı ve yardım için o kadar uğraştılar ki. Hem de hiçbir karşılık beklemeden. İnternet Sitemizin kurulması lazımdı sunum için; H2B İnternet Teknolojileri, "hazır bilin" dedi. Site için görseller gerekliydi, Zeynel Abidin Ağgül "yeter ki bir katkım olsun kıyafetleri gönderin" dedi, lojistik ne olacak dedik kıyafetlerin size ulaşması için Aras Kargo, "ellerinde bilin" dedi. Akmerkez "o zaman bizde mekânımızı bu özel kıyafetleri sergilemeniz için açalım" diyerek desteğini ortaya koydu... Sonra bir gün Beyaz Show a gittim ilk işi siteyi sormak oldu ve biz de varız dedi Beyazıt Öztürk, Necati Şaşmaz, Gürkan Uygun, Musa Uzunlar "Bizim kıyafetlerimiz ne güne duruyor onları da bu amaç için kullanın lütfen" dediler... Yürek böyle bir şey dedirttiler... İyi ki varsınız... Herkes onlar kadar duyarlı olur inşallah... İnanın bunu paylaşabiliyor, şu an şu yazıyı okuyor bile olmanız çok güzel... Bu gün olmasa yarın... Mutlaka bir gün bir şekilde bu siteyle yolunuz kesişecek demektir bu... Siz de iyi ki varsınız...”[9]
FARE LABORATUARI KURDU, ORTAKLIK TEKLİFİ YAĞDI
Bir Fikrin mi Var?' yarışmasında kazandığı para ile deney hayvanı laboratuvarı kuran Begüm Buğdaycı, yurtdışında başta Almanya olmak üzere pek çok ülkeden ortaklık teklifleri almaya başladı. Türkiye'nin ilk özel ruhsatlı deney hayvanı laboratuvarını kuran Ankaralı kadın girişimci Begüm Buğdaycı'ya yabancı ülkelerden ortaklık teklifleri yağmaya başladı. Kobay Deney Hayvanları Laboratuvarı Anonim Şirketi Yönetim Kurulu Başkanı Begüm Buğdaycı, "Teklifler daha çok, deney hayvanı üretimi konusunda dünyanın öncü ülkesi Almanya'dan geliyor. Teklifleri değerlendiriyoruz" dedi. LabX ve Özyeğin Üniversitesi tarafından gençlere girişimcilik ruhunu aşılamak ve kendi şirketlerini kurmalarını sağlamak amacıyla düzenlenen "Bir Fikrin mi Var?" yarışmasında 2008'de 750 proje arasından birinci seçilen Begüm Buğdaycı, buradan kazandığı para ile Kobay Deney Hayvanları Laboratuvarı Anonim Şirketi'ni kurdu. Buğdaycı, Türkiye'de deney hayvanı üretiminin merdiven altında yapılmasından dolayı sağlıksız sonuçlar verebileceği fikrinden yola çıkarak uluslararası standartlarda üretim yapmak amacıyla bu alana yatırım yapma kararı verdiğini söyledi. Mesleği veterinerlik olan Buğdaycı, bu alandaki açığı üniversitede deney hayvanları dersinde fark ettiğini belirterek "Türkiye'de deney hayvanları merdiven altı tesislerde üretiliyor ve bu nedenle deneyler sağlıksız sonuçlar veriyordu. Ancak standart üretilen deney hayvanına daha fazla ihtiyaç vardı. Ben de bu boşluğu değerlendirdim. Şirketi altı ortak olarak 2008'de 500 bin dolar sermaye ile kurduk. Ancak şirketin çoğunluk hissesi bende" diye konuştu. Buğdaycı, kısa sürede elde ettikleri başarının yurtdışında da ses getirdiğini belirtti ve ekledi: "Deney hayvanı üretimi yapan şirketlerden ortaklık teklifi almaya başladık. Ayrıca yabancı sermayedarlar da ortak olmak istiyor. Teklifler daha çok, deney hayvanı üretimi konusunda dünyanın öncü ülkesi Almanya'dan geliyor. Bu teklifleri değerlendiriyoruz" dedi.
Türkiye'de deney hayvanı üretimi için büyük sermayelere ihtiyaç olduğunu aktaran Buğdaycı, ayrıca bu konuda bilgi eksikliği olduğu için bugüne kadar kimsenin bu işe girmediğini dile getirdi. Buğdaycı, yarışmadan kazandığı parayla bu alana yatırım yaptığını, TÜBİTAK'tan da çeşitli projeler kapsamında 400 bin TL'lik destek aldıklarını ifade etti. Buğdaycı, şöyle devam etti: "Şu ana kadarki yatırım tutarımız desteklerle birlikte 1 milyon TL'yi buldu. İlk etapta kobay fare anaçlarını yurtdışından getirdik. Sonra Türkiye'de üretime başladık. Çok özel deney hayvanları yetiştiriyoruz. Şu anda 10'u aşkın tür yetiştiriyoruz. İlk başladığımızda bu rakam 3'tü. Yılda yaklaşık bin deney hayvanı üretiyoruz. Müşterilerimiz arasında, üniversiteler, araştırma hastaneleri ve ilaç firmaları yer alıyor. İzmir, İstanbul, Ankara, Trabzon ve Konya gibi şehirlere özel taşıma kaplarıyla deney hayvanı gönderiyoruz." Türkiye'de ilk kez deney hayvanı üretim ruhsatı olan bir laboratuvar kurulduğunu dile getiren Buğdaycı, bu konuda üretimin yurtdışında yıllar öncesine dayandığını söyledi. Tarım ve Köyişleri Bakanlığı'ndan kullanıcı, üretici ve tedarikçi ruhsatı aldıklarını aktaran Buğdaycı, hedeflerinin şirketi Ar-Ge merkezi gibi çalıştırmak olduğunu ifade etti. Geçmiş yıllarda deney hayvanı ithal etmenin çok zor olduğunu dile getiren Buğdaycı, ithal edilen hayvanın fiyatının Türkiye’ye gelene kadar en az 3-4 kat arttığına dikkat çekerek "Çok büyük faturalar ödeniyordu. Milyonlarca dolar yurtdışına gidiyordu. 28 euro olan bir deney hayvanın fiyatı Türkiye'ye geldiğinde, 3-4 katına çıkıyordu. Sınırlı çalışma bütçesi olan doktorlar da bu nedenle kendi imkânlarıyla kısıtlı çalışmalar yapıyordu. Şimdi biz daha uygun fiyatla onlara deney hayvanı veriyoruz. 150 euroya mal olan bir deney hayvanını biz 24 TL'ye veriyoruz" dedi.[10]

BALKONUNDA BAHÇESİNDE SU YOSUNU ÜRETİYOR
Sevim Tatlıcılar, Tayvan'da Çince ve İngilizce eğitiminden sonra Adana'da çeşitli şirketlerde çalıştı. Evlenip, çocuk sahibi olunca işi bıraktı. Yeniden çalışmaya karar verince, bambaşka bir işi oldu: Spirulina, yani su yosunu üreticiliği. Çukurova'nın bereketli topraklarında pamuk, portakal, limon yerine, balkonunda ve bahçesinde yosun yetiştirdi. 21'inci yüzyılın süper besini spirulina'yı şimdi yurtdışına satmaya hazırlanıyor. İş hayatına dönmeye karar veren Sevim Tatlıcılar Türkiye İş Kurumu'na başvurdu ve 2005'te kurumdan beklemediği bir davet aldı. Kurum, Sevim Hanım'ı Üniversite, AB ve Adana Üniversite Sanayi Ortak Araştırma Merkezi ile birlikte açtıkları kursa çağırıyordu. Çağrı alan 150 kişiden 50 kursiyer arasına seçildi. 10 ay cumartesi ve pazar günleri tam gün üniversitede eğitimini sürdürdü: "Üniversiteye yeni başlamış öğrenciler kadar heyecanlıydım. Hatta ben bu yeni hayatımı ikinci bahara benzettim." Hafta sonu eğitimleriyle yetinmedi, hafta içinde yosun hasadı yapmak için fakülteye gitti. Hayatına geç girse de spirulina üretimini çok sevdi. Eğitimden sonra evinin balkonunda 20 litrelik petlerde yosun üreterek bilgisini deneyime dönüştürdü. Sonra da Sarıçam Mustafalar Köyü'nde bahçeli bir ev kiraladı. 70 bin TL'lik tarım kredisi aldı. Toplam 100 bin TL'lik yatırım yaptı. Bahçedeki 500 metrekarelik alanı kapayarak serasını kurdu. 2.5 metre en, 10.5 metre boyunda 10, 2.4 metre en, 6 metre boyunda 3 adet havuz yaptırdı. Üretimini artırdı. Su yosununun pazarlanması için de bir şirketle ortak oldu. Sevim Tatlıcılar spirulina yetiştirmenin özen istediğini ve çok kolay olmadığını söylüyor. Ekilen aşı denilen spirulina'ları üniversiteden alıyor. Yosunlar 35-38 derecelik ortamları seviyor. Bu sıcaklığı sabit tutmak için seralar yapılıyor. Fotosentez yapabilmesi için 30 santimetre derinliğindeki sığ havuzlar hazırlanıyor. Havuz suyuna hafif dalgalar veriliyor. Floresan ışıklarla fotosentez ortamı hazırlanıyor. Özel besinlerle besleniyor. 3-4 günde hasat alınabilir hale geliyor. Tam olgunlaşma ise bir haftada oluyor. Suyun titreşimle elekten geçirilmesiyle yosun toplanıyor. Koyu olmayan yoğurt kıvamında elde edilen yosun 60 derecede kurutuluyor. Top haline getirilip, kapsüllenmek üzere firmalara gönderiliyor. Sevim Hanım, spirulina'larını kendisi kapsül haline getirmeyi hedefliyor. Tatlıcılar, Tarım ve Köyişleri Bakanlığı'na projesini sundu. Üretime geçtiğini bildirdi. Bugünlerde üretici belgesi eline ulaşacak. Belgesi geldikten sonra Rusya ve Hollanda'dan gelen talepleri yerine getirmeye başlayacak: "Rusya'ya örnek gönderdik. Yaptıkları analizlerde spirulina'da yüzde 71 oranında protein buldular ve bu yüksek orana şaşırdılar. Almak istediklerini bildirdiler. Bakanlık belgemi gönderir göndermez spirulina ihraç edeceğiz. Hollanda için de yaş ürün talep edildi. Görüşmelerimiz sürüyor."[11]
İŞSİZ GENCİN İŞ İCADI
Konya'da çiçekçide çalışırken ekonomik kriz gerekçesi ile işten çıkartılan 22 yaşındaki Fatih Sönmez, yeni bir iş kolu buldu. Mezarlıklarda, yakınları tarafından bakımı yapılmayan mezarların bakımını yapan Sönmez, yaptığı bakım karşısında da, mezarın sahibinin yakınından ücret alıyor. 6 aydır bu işi sürdüren Fatih Sönmez, özellikle yurt dışında veya il dışında olan ve yakınlarının mezarını ziyaret edemeyenlerin bu hizmete ilgi gösterdiğini söyledi. Sönmez, aylık genel bakım, çiçek ekimi gibi hizmetleri karşılığında 50-300 lira arasında ücret aldığını söyledi. Liseyi bitirdikten sonra bir çiçekçide çalışmaya başlayan ve bekar olan Fatih Sönmez, yaklaşık 9 ay önce işten çıkartıldı. 3 ay işsiz kaldıktan sonra kendine göre yeni bir iş kolu yaratığını söyleyen Fatih Sönmez, "İşten ayrıldıktan sonra ekonomik durumum kötüye gitti. Ne yapabilirim diye düşünmeye başladım. Bu işe atılmamda, işsiz kalmamın büyük etkisi oldu. İşsizlikten dolayı, içime kapanıp, isyan eder duruma geldim. Sürekli bir şeyler yapmak için çaba sarfettim. Asıl mesleğim çiçekçilik olduğu için bu iş üzerine bir şeyler yapmak istedim. Mezarlardaki çiçekler aklıma geldi. Mezarların durumlarını düşündüm. Bakımsız mezarların çok olduğunu ve bu mezarları düzenlemek için bir şirket olmadığını ve düzenleme yapılmadığını fark ettim. Böyle bir meslek dalı başlatmak ve yeni bir iş sektörü oluşturmak istedim. Daha sondra bunu internet üzerinden yaydım ve broşür dağıttım." dedi. 6 ay önce bu işe başladığını belirten Sönmez, "Yaptığım işin tanıtımının ardından beni arayanlar oldu. Özellikle şehir dışında olup da mezarlarına bakamayan insanlar aradı. Onların işlerini yaptık ve gayette memnun oldular. Herkes buna verilen ücret boşa gidiyor diye düşünmesin. Bizim bu yaptığımız ölen insanlara karşı yapılan bir vefa borcudur. Hiç kimse bir yakının mezarının bakımsız olmasını, otların arasında kaybolmuş olmasını istemez. Konya da, bu fikir tam olarak yayılmadı. Ama önümüzdeki günlerde daha da yaygınlaşacak. Bu yönde talep olursa tüm Türkiye'de bunu yaymayı düşünüyorum." diye konuştu. Yaptığı hizmet karşılığında 50- 300 lira arasında ücret aldığını söyleyen Fatih Sönmez, şunları söyledi: "Bakım hizmetleri kapsamında mezarın üzerinde ve çevresinde bulunan yabani ot ve diğer her türlü atıkları temizliyorum. Mermer, mezar taşı, uygun kimyasallar veya makine ile zımparalama yöntemi kullanılarak ilk günkü haline getiriyorum. Okunmaz duruma gelen mezar taşı yazıları boyuyor ve yenileniyor. İsteğe göre bitkiler dikiyorum. Mevcut bitkilerin de periyodik bakımını yapıyorum. Yapılan her türlü işlem sonunda, yapılan işi fotoğraflayıp aboneme dökümleri ile birlikte ulaştırıyorum. Her ay düzenli bakım isteyen müşterilerimizden 200 TL alıyorum. Çiçek ekimi de bunun içine eklenirse 250 TL'ye çıkıyor. Yani ücretlendirme 50 TL'den başlayıp 300 TL'ye kadar çıkabiliyor. İlk etapta bu işe başlarken tutmayacağını söylediler. Kimseden böyle bir fikir duymadıkları için boşuna emek harcama olmaz dediler. Ama ben bunun peşini bırakmadım. İlk günlerde fazla bir talep olmadı. Daha sonra tek tek arayanlar oldu. Bugünü kadar 15 kişi ile çalıştım. Anlaşma yaptığım kişilerin yakınlarının bulunduğu mezarların periyodik bakımlarını yapıyorum. Konya'daki kişiler mezarını ziyaret etse bile profesyonel bir bakım olmuyor. Yurt dışı ve şehir dışında oturan insanlar da senede bir kez ziyarete geldiği için mezarın bakımını yapamıyor. Onun için bu kişiler daha çok tercih ediyor. Burada bile olsa çalıştığı için sadece pazar günü boş. Bir gün ziyarete geldiği için de bakımını tam olarak yapamıyor. İşte bu noktada devreye giriyorum." [12]

TÜRKİYE'DE SATAMADIĞI AT ARABALARINI DÜNYAYA PAZARLIYOR
52 yıldır at arabası yapan Salih Kütükkıran, yılda 150 civarında minyatür araba yapıyor. Salih usta, mesleğin geleceğine dair umutlu olmasa da iki çırak yetiştiriyor. Türkiye'de nesli tükenen mesleklerden at arabası yapımı, Eskişehir'de minyatür halleriyle de olsa canlı tutuluyor. 52 yılık usta Salih Kütükkıran, küçük atölyesinde ürettiği minyatür at arabalarını, dünyanın pek çok ülkesine ihraç ediyor. Baba mesleğini sürdüren Kütükkıran, tarihe karışan mesleğini yeniden canlandırmak ve kârlı bir iş kolu haline getirmenin uğraşı içinde. Küçük işletmesinde halen ayda 11-12 adet minyatür at arabası üreten Kütükkıran, eski usul ve yöntemle ürettiği minyatür at arabaları Türkiye'de ilgi görmeyince yurtdışına açılmış. Yıl boyunca üretilen 150 adet minyatür at arabası ABD, Almanya, Rusya, Belçika, İtalya, İsviçre, Hollanda, Danimarka, Yunanistan, İsveç, Fransa, Papua Yeni Gine ve İngiltere gibi ülkelere 500 TL ile bin TL arasında fiyatlarla satılıyor. Minyatür at arabaları gönderildikleri ülkelerde, özellikle restoran, otel ve evlerde süs eşyası oluyor. İşini zevk için yaptığını söyleyen Kütükkıran, bu mesleğin devam etmesi için okul veya bölümün açılması gerektiğini kaydediyor.[13]

MISIRDAN SONRA MAKARNA DA BARDAĞA GİRDİ
Malezya, Japonya ve Çin gibi ülkelerde yaygın bir şekilde satılan bardakta makarna, Türk tüketicilerle buluşmaya hazırlanıyor. Sayıları hızla artan bardak mısır gibi makarnanın da büyük ilgi görmesi bekleniyor. Şu anda iki firma tarafından sunulan bardakta makarnanın özellikle alışveriş merkezlerinde satılması planlanıyor. Maccarnist markasıyla iki ay önce İstanbul'da iki noktada bardakta makarna satmaya başlayan Kasım Engür, bu ay içinde 23 noktaya ulaşacaklarını açıklıyor. Yılsonuna kadar satış noktalarını 40'a çıkarmayı hedeflediklerini söyleyen Engür, 2009 sonuna kadar bu rakamı 200'e çıkarmayı planlıyor.
Ortadoğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ) makine mühendisliği bölümü mezunu Kasım Engür, 12 sene profesyonel yönetici olarak çalıştı. Rusya'da bin 200 kişinin çalıştığı bir Türk gıda grubunun başında yönetici iken girişimcilik ruhuyla İstanbul'a gelen Engür, sektörde edindiği birikimlerini değerlendirmek için harekete geçti. Uzakdoğu'daki temasları sırasında dikkatini çeken 'bardakta spagetti' uygulamasını Türk damak tadına uygun bir şekle dönüştürmeye karar veren Engür, altı aylık bir piyasa araştırmasından sonra bardakta makarna satmaya karar verdi. Maccarnist Yönetim Kurulu Başkanı, Uzakdoğu'dan farklı olarak çatala gelebilen makarna çeşitlerine yöneldi. Bunlar, mantı, içinde peynir veya kıyma olan ancak şekil olarak farklı, kamuoyunda 'güllü mantı' diye de bilinen tortellini, helozonik ve deniz kabuğu şeklinde makarnalar. İstanbul'da Beylikdüzü Outlet Park ve Pendik Outlet Park'ta halen satılan ürünler için çatal ve içeceğin de yer alacağı özel paketler ile özel stantlar yaptırıldı. Alışveriş merkezlerinde normal yemek katlarında yer almayacaklarını ifade eden Engür, "Normal yemek yiyecek müşteri bize gelmez, bize gelen de normal yemek katlarına çıkmaz." diyor. Yaz dönemi ile birlikte sahil kesimlerinde de yer almaya başlayacaklarını duyuran Engür, "İnsanlar denize gittiği zaman yemek bulmakta zorlanabiliyor. Bardakta makarna hem yemesi kolay hem de doyurucu. Öte yandan iş merkezlerinde önemli toplantılarda da ürünlerimiz satılabilir. Toplantı aralarında rahatlıkla yenebilir." diye konuştu. Şu anda yeni açılan ve açılmak üzere olan alışveriş merkezlerinden talep geldiğini söyleyen Engür, İzmir, Antalya, Bursa gibi illerden de başvuruların olduğunu aktardı. Şirket diğer yandan büyük şehirlerden başlamak üzere meydanlarda büfe şeklinde kurulu stantlarda ürünlerini satmaya başlayacak. Şirketin iki tip standı var, birincisi tek bir yerden servis yapılan 3 metrekarelik, diğeri de dört taraftan servis yapılabilen dört metrekarelik stantlar. Makarnalar stantlara yarı pişmiş durumda geliyor ve istendiğinde bir dakikada hazırlanarak müşteriye sunuluyor. Şirket halen 27 kişilik bir ekiple faaliyetlerini yürütüyor. Makarna yenilince kilo alınır endişelerine ise Engür şu cevabı veriyor: "Makarna yanında kırmızı et olursa protein ve karbonhidrat birleşeceği için kilo alınabilir, ama sade makarna sadece karbonhidrat olduğu için kilo yapmaz."[14]

YEĞENİ DENİZDE BOĞULUNCA BATMAYAN MAYO ÜRETTİ
Tekstilci Gökhan Yılmaz, yüzmeyi iyi bilmeyenler için batmayan mayo geliştirdi. Deniz korkusunu ortadan kaldıran yeni ürünün öyküsü oldukça ilginç. Yılmaz'ın yeğeni, 2006 yılında yüzmeye gittiği Şile'de azgın dalgalara kapılarak boğulmuş. Bu acı kayba çok üzülen Gökhan Yılmaz, o günden sonra insanı suda güvenle tutabilecek bir mayo üzerinde çalışmaya başlamış. Makine mühendisliği eğitimi de alan tekstilci, projesini, "Öyle bir şey yapmalıydım ki can yeleği kadar güvenli olsun ama kişinin suda rahat hareket etmesini de engellemesin." sözleriyle ifade ediyor. Yılmaz, katıldığı bir yat turunda suya atlayanların batmamak için üzerine içi hava dolu yastıklar bağladıklarını görmüş. Bunun üzerine aklına deniz şortuyla batmayan maddeleri birleştirme fikri gelmiş. Hava kaçırmayan çok dayanıklı minik yastıklar yaparak bunu şortun içine yerleştirmiş. Denemelerini de havuzda kendisi yapmış. Ancak ürünün önemli bir sorunu çıkmış; çirkin görünüm. Yılmaz, hazırladığı ilk prototiplerin çok kaba olduğunu, giyenlerin adeta uzaylılara benzediğini söylüyor. Pes etmeyen mucit, bir yıl içinde 38 farklı prototip daha hazırlamış. Her bir model, bir öncekinden daha ince ve kaliteli olmuş. Mayo 1 yıl süren çalışmanın ardından 250 gram ağırlığıyla normal deniz şortlarından ayırt edilemez hale gelmiş.
Gökhan Yılmaz, geliştirdiği ve Dolfinus markasını verdiği ürün için hem Türkiye'de hem de dünya genelinde uluslararası patent aldı. Batmayan mayonun kemer kısmında gözeneklere hapsedilmiş hava bulunuyor. Bu sayede ürünü giyenler hiçbir çaba sarf etmeden su üzerinde batmadan kalabiliyor. Güngören Sanayici ve İşadamları Derneği'nden İnnovasyon ödülü alan Yılmaz, ürünü şöyle tarif ediyor: "Yorulduğunuzda dışarı çıkmaya gerek yok. Suda yatıp dinlenebilirsiniz. Böylece denizin tuzundan ve mineralinden daha fazla yararlanabilirsiniz." Batmayan mayonun erkekler için şort, bayanlar için isteyene tesettüre uygun, isteyene de etek tarzı modelleri bulunuyor. Ancak batmayan mayonun beden ölçüleri alışılmış sistemden farklı. Ürün, kullanıcının kilosuna göre veriliyor. 50 kiloluk kişiye bu ağırlığı kaldırmaya yeter güçte, 100 kiloluk kişiye de buna uygun mayo satılıyor. Firma, mayoyu şimdilik internetten, telefondan ve televizyondan satış yöntemiyle pazarlıyor. Yakında ürün büyük süpermarketlere ve zincir mağazalara da verilecek. Gökhan Yılmaz'ın girişimcilik ruhu batmayan mayoyla da sınırlı değil. Denizde piknik yapmaya yarayan bir de sepet geliştirmiş. Suda batmayan piknik sepeti yapan Yılmaz, "Acıktığınızda denizden çıkmanıza gerek yok. Batmayan piknik sepetiyle denizde karnınızı doyurabilirsiniz. Bu ürünün de patentini aldık." diyor. Yılmaz, ürünlerini yurtdışına da açmaya hazırlanıyor. Birkaç ay önce piyasaya çıkan batmayan mayo en çok İstanbul'da satılıyor. Ama Diyarbakır ve Siirt gibi doğu illerinden de talep geliyor.[15]

SİGARA YASAĞI İÇİN ŞEMSİYE GELİŞTİRDİ
Türkiye'nin ünlü şemsiyecisi Celal Birsen, özellikle alışveriş merkezi, kafe ve restoranlarda müşteri kaybına neden olan sigara yasağı için reçete geliştirdi. Sabit veya seyyar bir tavanı ve çadır, tente, güneşlik dahil tavanı bulunan bütün alanların kapalı alan sayılması üzerine Celal Birsen, 'kuleli şemsiye' üretimine girdi. Şirket, restoran ve oteller için ürettiği güneş şemsiyelerinin çatılarını özel bir kapakla açtı, açık bölüme de güneş enerjisiyle çalışan bir havalandırma sistemi yerleştirdi. Böylece tentenin altında otururken yükselen sigara dumanı, havalandırmanın da etkisiyle üstteki boşluktan çıkıyor, şemsiyenin çatısındaki açıklık, o bölgeyi 'kapalı alan' olmaktan kurtarıyor. Türkiye'nin 23 yıllık şemsiyecisi Celal Birsen'in ikinci kuşak temsilcisi Recep Birsen, Çorlu'daki fabrikanın Ar-Ge merkezi aracılığıyla yeni alanlara girdiklerinden söz ederken, tenteler için geliştirdikleri çözümü de anlattı. Bu sistemi, halen üzeri kapalı tentelerden tamamen vazgeçmeden, mevcut modeller üzerinde değişiklik yaparak da kurabileceklerini anlatan Birsen, "Böylece mevcut yatırımlar da çöpe gitmeyecek" dedi. Şirket şimdiden İstinye Park Masa Restoran, Gloria Jeans cafe'ler, Papa Johns Pizza ve Burger King zincirleriyle anlaşmış. Celal Birsen'in fabrikasında şimdilerde 30 Ekim-2 Kasım tarihleri arasında İstanbul'da düzenlenecek Milyonerler Fuarı'nın hazırlıkları var. Şirket, bu fuarda iddialı bir standla yer alacak. Seda Sayan'a Swarovskili, Sibel Can'a pırlantalı şemsiye üreten şirket, fuarda Paris Hilton için ürettiği pembe kumaştan ve değerli taşlarla süslü şemsiyeyi sergileyecek. Çünkü bundan sonraki iş planlarında kişiye özel şemsiye üretmek de önemli yer kaplayacak.[16]

HAMSİ ŞİŞEYE GİRDİ
Erol Demirbay, "Hocam" diye hitap ettiği Gürcan Bey’le ortak olmuş. Demas’ın kurulmasından önce tüketim fazlası hamsiler ya denize dökülürmüş ya da çay tarlasında gübre olarak kullanılırmış. Fatsa’daki fabrika Karadeniz’in kaderini değiştiren girişimlerden biriymiş. İsraf edilen binlerce ton hamsiden balık unu ve ham balık yağı çıkarılarak, Türkiye’deki yem fabrikalarına satılmaya ya da ihraç edilmeye başlanmış. Ustasının yanında işe başlayan Erol Bey, bu sektörü geliştiren ikinci adam olmuş. Genç mühendis, yıllarca çalıştığı işinden bundan iki buçuk yıl önce ayrılmış. Gürcan Hamsici’yle ortaklığa veda ettiğinde aklında başka projeler varmış ama çocukluğuna dönüp şu balık yağı işini yeniden kafaya takmış: "Fabrikadayken bir şey çok dikkatimi çekti: İşçiler her gün bir çay bardağı hamsi yağını doldurup içiyordu. Hepsi de son derece iştahlı, buna rağmen kilosuz, pire gibi adamlardı. Yahu bu nasıl oluyor diye düşündüm." Balık yağı konusunu araştırmaya başlamış. Bu sıralarda Mersin’de, su ürünleri mühendisliği okuyan oğlu İdris de çabasına destek vermiş. Birlikte araştırmaya koyulmuşlar. Balık yağı endüstrisinin izini sürerken Gaziantep Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Dekan Yardımcısı Prof. Dr. Mustafa Bayram’a ulaşmışlar. Demirbay, gıda teknolojisi uzmanı Bayram’a kritik soruyu sormuş "Hamsi yağının rafine edilip sofralık yağ haline getirilmesi mümkün mü?" Hoca, "Mümkün ama çok zor" diye yanıtlamış. Demirbay, "Buradaki anahtar kelime ’mümkün’dü. Zor kısmını hiç umursamadım" diyor. Kolları sıvayıp, 2004’te Sinop Organize Sanayi Bölgesi’nde fabrikayı kuruyor. Prof. Dr. Bayram’la birlikte balık yağındaki baskın tadı ve kokuyu giderecek makineler üzerine çalışmaya başlıyorlar. İtalyanların sarmısaktaki kokuyu yok eden sisteminden esinleniyorlar. Ama yağdaki yoğunluk daha fazla olduğundan, makinelere defalarca yeni aparatlar takıp sökmek zorunda kalıyorlar. Ham balık yağını, tamamen oksijensiz ortamda, düşük ısıda, buhar sistemiyle uzun süreli çalışarak kokudan arındırma işlemine tabi tutuyorlar. Ve nihayet oluyor. Yağın bozulmasını engellemek için İtalya’dan özel tasarlanmış, şarap şişesini andıran, yağın gün ışığıyla temasını engelleyecek koyu renkli şişeler getiriyorlar. Geçen haziranda ilk kokusuz yağı üretip şişeliyorlar. Teknoloji hırsızlığına karşı önlem alarak, fabrikaya çalışanlar dışında hiç kimseyi sokmuyorlar.Ürün analizini TÜBİTAK’ta yaptırmışlar. Markanın adı "Denizden". Balık yağının prospektüsünde ise şunlar yazıyor: "Bu ürün yüksek oranda Omega-3, kalsiyum, fosfor ve vitamin-E ihtiva eder, saf hamsi yağıdır, aroma ya da herhangi bir koku giderici madde yoktur. İçilirken ya da salatalarda kullanılırken herhangi bir acılık hissedilmez. Balık kokusundan arındırılmıştır. Rafine işlemi sırasında hiçbir kimyasal kullanılmamıştır. Ürünümüz organiktir. Yaşayan canlı bir organizmadan elde edilen dünyadaki tek balık yağıdır. E vitamini deposudur, aynı zamanda müthiş bir erlik besinidir. Yoğun bir şekilde ihtiva ettiği E ve K vitaminlerinden dolayı tam bir antioksidandır."
Hamsi sadece planktonlar ve yosunlarla besleniyor. Başka balıkları yiyerek varlığını sürdürmüyor. Ömrü 2-3 seneyle sınırlı olduğundan büyük balıkların bünyesinde taşıdığı orandan çok daha az ağır metal barındırıyor. Hamsiden elde edilen yağın organik olmasının sebebi de bu. Şişelemeyi tamamladıktan sonra ilk numuneleri Ankara Üniversitesi Eczacılık Fakültesi’ne gönderiyorlar. Buradaki uzmanlar, ürünün bir ilk olduğunu ama kokusuz ve tatsız olması nedeniyle inandırıcılığını zayıflatabileceği uyarısında bulunuyor. Bunun üzerine daha sonra yapılan üretimde, yağda bir miktar deniz tadının kalmasını sağlıyorlar. Denizden firması, Klasik, Silver ve Golden adı altında üç çeşit yağ üretiyor. Klasik, sadece hamsinin gövde kısmından yapılıyor. Silver, baş ve gövde kısmı birlikte preslenerek ortaya çıkıyor. En yüksek kalitedeki Golden’ı sadece hamsinin baş kısmından süzüyorlar. Neden en iyi kısmı hamsinin başından üretiliyor, sorusunu "Çünkü gövdede olmayan bazı vitaminler başında toplanıyor" diye cevaplıyor Eroy Demirbay. Yedi kilo hamsiden yarım litre Klasik, 10 kilo hamsiden yine aynı oranda Silver ve 16 kilo hamsiden yarım litre Golden elde ediliyor. Ürünün market fiyatları ise şöyle: Klasik 13 TL, Klasik teneke 11.5 TL, Silver 18 TL, Golden 26 TL. Eczanelerde satılan özel 200 ml. formu ise 10 TL.
| ||
|
İLAÇ KAPSÜLÜNDE DOMUZ YERİNE BALIK JELATİNİ KULLANDI, İSLAM ÜLKELERİNDEN SİPARİŞ YAĞIYOR
Avrupalı bazı ilaç üreticilerinin 'deli dana' hastalığından sonra vitamin kapsüllerini üretirken sığır yerine domuz jelatini kullanmaya başlaması Müslüman ülkelerden gelen talebi azalttı. Bu durumu fark eden Türk ilaç firması Sifar, iki misli maliyete rağmen balık jelatini kullanınca Ortadoğu pazarını Avrupalı rakiplerinden kaptı. İlk siparişi Lübnan'dan alan firmanın vitaminleri için Suriye, İran ve Kuveytliler sıraya girdi. İlgi üzerine iç pazardaki büyüme hedeflerini revize edip ihracata yönelen Sifar, 5 milyon dolarlık ciro hedefliyor. New Life markasını Taymed'den satın alarak 2004 yılında 200 milyon dolarlık beslenme destek ürünleri pazarına giren firmanın Genel Müdürü Sinan Müderrisoğlu, tüketicileri dikkatli olmaları konusunda uyarıyor: "Kutunun üstünde hangi maddeden üretildiği açıkça belirtilen vitaminleri satın alın." Özellikle kalp-damar hastaları için tavsiye edilen ve reçetesiz satılan Omega3, vitamin, mineral ve diyet gibi beslenme destek ürünlerinin yanı sıra reçete ile satılan kapsül ilaçların jelatinleri de sığır, domuz, balık ve bitkisel ürünlerden elde ediliyor. Domuz jelatininden yapılan kapsüllerin Türkiye'de satışı, Sağlık Bakanlığı'nın mevzuatına göre yasak değil. Ancak Türkiye'de domuz jelatini olan ilaçlar pek tercih edilmiyor.
Beslenme destek ürünlerinde dünya pazarının büyüklüğü geçen yıl 52 milyar dolara ulaştı. Uluslararası pazarın yüzde 57'si ise Japonya ve Amerika'nın hakimiyetinde. Avrupa'da ise İtalya ve Almanya, 1,5 milyar dolar civarındaki pazar paylarıyla liderliğe oynuyor. Türkiye'de ise 2004'te 15 milyon dolarlık büyüklüğü olan sektör, geçen yılın sonunda 100 milyon dolara ulaştı. Her yıl yüzde 30 büyüyen pazarda bu yılki hedef ise 200 milyon dolar. Sadece Omega3 pazarı 7 milyon doları buldu. Yapılan bilimsel araştırmalar, insan sağlığında Omega3 ihtiyacının daha anne karnındayken başladığını gösteriyor. Omega3 ağırlıklı 13 ürünü raflarda yerini alan Sifar İlaç'ın genel müdürü Sinan Müderrisoğlu, İstanbul, İzmir, Ankara ve Akdeniz Bölgesi'nde başta olmak üzere yüksek satışlara ulaşan beslenme destek ürünleri pazarının hızlı büyümesini, yurtdışındaki popülaritesine bağlıyor. Bunun yanı sıra Türkiye'de bu sektöre giren firma sayısı artıyor. Sektörde 70 kadar firma faaliyet gösteriyor. Ancak söz konusu büyümenin sağlıklı olmadığını belirten Müderrisoğlu, bazı insanların sadece sektörün canlanması için bile çeşitli ürünleri getirip sattığını ifade ediyor. Bu kişileri 'fırsat avcısı' olarak nitelendiren Müderrisoğlu, her ne kadar ilaç olmasa da, sonuçta besin destek ürünlerinin sağlık için alındığına dikkat çekiyor. Dolayısıyla alınan ürünlerin kalitesi ve içeriği çok önemli. Fiyatı normalden ucuz olan, düşük kaliteli ürünlerin, çoğu zaman hiçbir fayda sağlamayacağını, hatta zarar bile verebileceğini kaydeden Müderrisoğlu, satın alırken dikkat edilmesi gereken noktaları şöyle sıralıyor: "Ürünlerin miligramları o kadar düşüktür ki, şifa için neredeyse bütün şişeyi tek seferde almanız gerekebilir. Bunun için vatandaşların ürün alırken, tek tabletinde kaç miligram olduğunu ve kendilerine günlük kaç miligram gerektiğini bilmeleri önemlidir." Özellikle yumuşak kapsüllerdeki ürünlerin jelatin yapılarına dikkat edilmesini öneren Müderrisoğlu'nun verdiği bilgiye göre, jelatinler domuz, sığır, balık veya bitkisel kaynaktan elde ediliyor. Sığır jelatini, deli dana riski taşıdığı için yasaklanınca Avrupa ülkeleri ve ABD'li üreticiler jelatinleri domuzdan üretmeye başladı. Kendilerinin, maliyeti 2 kat olmasına rağmen balığı tercih ettiklerini belirten genel müdür, "Hem deli dana riski olmuyor, hem de domuz gibi ülkemizde çok tercih edilmeyen bir ürün kullanmıyoruz." diyor. Sifar İlaçları, ürünlerin kalitesi sayesinde merkezi Amerika'da bulunan Uluslararası Omega3 Derneği'ne kurucu üye olarak kabul edildi.[18]

YENİLEDİĞİ HURDA ARAÇLARA PAHA BİÇİLEMİYOR
42 yıllık kaporta ustası Mustafa Gökçin tam bir klasik otomobil âşığı. Hurdaya çıkan araçları 6 ayda yeniden imal ediyor. Ford, Chevrolet ve Mercedes gibi onlarca model, onun usta ellerinde ayağa kalkıyor. Yürüyen aksamı yurtdışından getirilen otomobiller için yaklaşık 60 bin dolar harcanıyor. Yenisini aratmayan klasikler için antikaseverler servet teklif ediyor. İzmirli kaporta ustası Mustafa Gökçin (54), hurdaya çıkmış klasik otomobilleri gün yüzüne çıkaran müstesna zanaatkârlardan. Meslekte 42 yıllı geride bırakan Gökçin, her tarafı çürümüş 30 yıllık arabaları fabrika çıkışı haline getiriyor. Bir döneme tanıklık eden ama bugün kimsenin yüzüne bakmayacağı araçları baştan imal eden Gökçin, bir otomobili 3 ila 6 ayda tamamlıyor. Yürüyen aksamı yurtdışından getirilen otomobillerin kaporta, boya, aksesuar, koltuk, göğüslük ve motor parçaları için yaklaşık 60 bin dolar harcanıyor. Fabrika çıkışı marşbellerine varıncaya kadar eskisini aratmayan yenileme işlemiyle tekrar trafiğe çıkan Ford, Chevrolet ve Mercedes gibi onlarca tarihî model için antikaseverler servet teklif ediyor. Mustafa Gökçin, 6 yıldır tarihî arabaların sac aksamıyla uğraşıyor. En büyük yardımı da yetiştirdiği oğlu Yaşar'dan (30) görüyor. Kaportacılıkla uğraşırken eski araba yaptırmaya gelenler olduğunu, bir arkadaşıyla birlikte sac makinesiyle çamurluk, kaporta, bagaj gibi arabanın dış aksamını imal ettiğini belirten Gökçin, aralarında anlaşmazlık çıkması üzerine sac kıvırma makinesi alarak kendi başına devam ettiğini aktarıyor. Kısa sürede eski arabaları tamir ettiği duyulunca da işler açılıyor. Gökçin, "Bir arabayla uğraşırken kesinlikle başka iş almıyoruz. İşimizi birinci sınıf yaptığımız için müşteriler, her tarafı çürümüş arabanın tekrar fabrika çıkışı gibi olmasını hayretle karşılıyor." ifadelerini kullanıyor. Gökçin, otomobillerin daha sağlam olması için kaportalarını 1,5 milimetre sacdan yapıyor. Ustalıkları konusunda iddialı olan Gökçin, yapamayacakları otomobil modeli olmadığını, aracın şasi dışında tüm aksamını yeniden elden geçirebildiklerini anlatıyor: "Türkiye'de bu işi yapanlar, bir elin parmaklarını geçmez. Çok dikkat ve titizlik istiyor. Bu yüzden yanımızda, işi çok iyi bilmeyenleri çalıştırmıyoruz. Küçük bir hata, ayların emeğini mahvedebilir." Mustafa Gökçin şimdiye kadar 4 Mustang, 3 Chevrolet ve 1 Mercedes olmak üzere 8 otomobil yapmış. Sırada yapılmayı bekleyen 5 araba var. Müşteriler genellikle İstanbul, İzmir, Bursa, Bodrum ve Antalya'dan. Gökçin'in müşterilerinden Engin Keleş, bir yıldır üzerinde çalışılan 1974 Corvet Camora RS model bir otomobilinin ayağa kalkacağı günü heyecanla beklediğini şu sözlerle dile getiriyor: "Aracın orijinal olması için internetten ne kadar özelliği varsa indirdim. Bunların tek tek listesini çıkardım. ABD'deki firmalara ulaşarak yaklaşık 25 bin dolara bütün parçalarını getirttim. Muhteşem bir araba oldu."[19]

| |||||||||||||||||
| | |||||||||||||||||
| |||||||||||||||||
| | |||||||||||||||||
Gaysan Mobilya Yönetim Kurulu Başkanı Muhsin Özdemir, bugüne kadar çok fonksiyonlu, hareketli duvar yatakları üretiminde uzmanlaştıklarını belirterek, “kendi oğlumuzu uyandırmak için sabah verdiğim mücadele beni bu yatağı yatmaya itti. Oğlum uyanmak için kurduğumuz saatte uyanmıyordu ve bizim de zamanında işe gitmemizi engelliyordu. Bu noktada böyle bir ürün üzerinde çalışmaya başladık” dedi. Yatağın patentinin de kendilerine ait olduğunun altını çizen Muhsin Özdemir, şunları söyledi: “ Wake up yatağın özellikle ilköğretim ve lise çağında çocuklara sahip olan ebeveynler tarafından tercih edileceğini düşüyoruz. Çünkü çocuğunu uyandırmakta güçlük çeken ebeveynler için büyük kolaylık sağlayacak. Ayrıca, evde uyandıracak kimsesi olmayan ve ağır uykusu olduğu için kalkmakta güçlük çekenlerin yanı sıra gece tuvalete çocuğunu kaldırmakta zorlanan ebeveynler tarafından da tercih konusu olacak. Ayrıca Ramazan ayı geliyor sahura uyanamayanlar da yatağı sahur saatine kurduklarında o saatte yatak yan yatarak kişiyi üzerinde yatamayacak hale getirecek.” www.hurriyet.com.tr (28 Haziran 2010) ![]() BASİT FİKİR MİLYONLARCA DOLAR KAZANDIRDI Papağan Kuruyemiş, çekirdek paketlerinin arkasına taktığı mini çöp poşetleri sayesinde cirosunu yüzde 50 artırdı, ihracatta 20 ülkenin kapısını araladı. Papağan Kuruyemiş, Çorlu'daki fabrikasında ay çekirdeğinden, fındığa, fıstıktan kuru üzüme, yer fıstığından leblebiye dek zengin bir yelpazede paketlenmiş kuruyemiş üretiyor. Emekçioğlu Grubu bünyesinde faaliyet gösteren Papağan, 40 bin metrekare açık ve 9 bin 500 metrekare kapalı alana sahip son teknoloji ile donatılan modern tesisinde Avrupa standartlarına uygun, üretim gerçekleştiriyor. Genç bir ekiple çalışmalarını sürdüren Papağan, güçlü Ar-Ge altyapısıyla sektöründe fark yaratan yeniliklere imza attı. Bunlardan en önemlisi ay çekirdeği ürününü yanında "çöp poşeti" ile sunması oldu. Firma bu konuda dünyada ve Türkiye'de bir ilki gerçekleştirdi. Öte yandan ürünlerin açıldıktan sonra bayatlamasını engelleyen "Keeper" uygulaması da, bir ilk olarak ve sektörde yenilikçi bir girişim olarak dikkat çekti. Firma bu fikirlerin patentlerini de aldı. Bu sayede Türkiye'deki satışları yüzde 50 artarken, Yeniliğin getirdiği başarı Türkiye ile de sınırlı kalmadı ve 20 ülkeye ihracat başladı. Firmanın başında Yönetim Kurulu Başkanı olarak Kani Emekçi bulunuyor. Yenilikçi fikirlerinin arkasında da o var. Çöp poşeti fikrine de sahil kenarında yürüyüş yapan bir çifti görerek esinleniyor. Emekçi, fikrin doğuş hikâyesini şu sözlerle anlatıyor: "Sahilde yürüyüş yapan bir çifte rastladım. Ellerinde çekirdek paketleri diğer ellerinde ise çöplerini attıkları kocaman siyah bir poşet. Belli ki çevreye duyarlılar ancak rahat bir tüketim yapamıyorlar. Çünkü ellerinde iki ayrı poşet taşımak durumundalar. Kuruyemiş üreticisi olarak hem çevreye hem de çevreye duyarlı kişilere rahat bir tüketim sunma fikir bende bu şekilde doğdu." Firmanın başarısı birçok ödülü de beraberinde getirdi. Papağan bu çerçevede Tüketici Çevre Ödülü, Türk Standartları Enstitüsü 19. Altın Ambalaj Ödülü ve Tüketici Raporu Koordinasyon Merkezi tarafından Tüketiciyle Dost Altın Kalite Ödülü'ne ne layık görüldü. Öte yandan parke taşlarının arasına giren rüzgarla dağılan bu çöpleri temizlemek için insan gücü kullanmaktan başka çare yok. Özellikle sahil beldelerinde sokağa atılan çekirdek kabuğunun temizliği milyonlarca dolara mal oluyor. Bu nedenle çekirdek çitlemeyi yasaklayan yerel yöneticiler dahi var. Ancak Papağan'ın inovatif ürünü belediyeler için de çözüm oldu. Firmanın ürünlerini bazı belediyeler park ve sahillerde bedava dağıtmaya başladı. Fikrin başarısı firmaya ihracatın kapılarını sonuna kadar açtı. Özellikle Almanya, İsviçre, İngiltere ve İtalya gibi ülkelerde de ürüne yoğun talep geldi. İtalya'da bazı bürokratlar ürünün çevreye duyarlı olması nedeniyle firmaya özel anlaşmalarla siparişte bulundu. Yurtdışında yoğun ilgi gören pratik çekirdek paketleri ile 4 kıtada satış yaptıklarını söyleyen Emekçi, "Özellikle Orta Asya'daki Türk Cumhuriyetleri'nden özel ilgi var. İhracat yaptığımız diğer ülkeler arasında Avusturya, ABD, Kosova, Romanya, Arnavutluk, Macaristan, Rusya, Belarus, Irak, Birleşik Arap Emirlikleri, Azerbaycan, Türkmenistan, Tacikistan dikkat çekiyor"[20] ![]()
| |||||||||||||||||
TÜRKİYE NELER İHRAÇ EDİYOR | |||||||||||||||||
| Türkiye yaklaşık olarak 100 milyar dolarlık ihracat yapıyor. Ama bu hiç de zannettiğiniz kadar kolay olmadı. Girişimciler, bu meblağları yakalayabilmek için tavuk ayağı, vişne dalı, kurbağa bacağı, yosun, salyangoz gibi akla gelmeyecek ürünler ihraç ediyor. Türkiye'de bol bol bulunmasına rağmen tüketicisi hemen hiç olmayan bu ürünleri tespit eden ihracatçılar, ticaret için sadece tek bir ölçü kullanıyorlar: Yeter ki yurtdışında para etsin. Türkiye'den Japonya'ya deniz anası ihracatı yapıldığı ise meğer bir efsaneymiş. Dış Ticaret Müsteşarlığı kayıtlarında herhangi bir ülkeye deniz anası ihracatı yapıldığı gözükmüyor. Ancak bu olmayacak anlamına gelmez. Türkiye'de yaşayan Çinli işadamı Muzi Lee, ton başına 5-6 bin dolar bırakan deniz anasının Türk girişimciler için iyi bir fırsat olduğu görüşünde. Almanya'ya çekirge: Serdar Baki bir fuar için gittiği Almanya'da, 6 milyon Avrupalı ailenin evinde ev hayvanı olarak sürüngen beslediğini öğrendi. Bu sürüngenler çekirge ile besleniyordu: "Çekirgelerin 10 tanesinin 4 Euro'dan satıldığını öğrenince gözümde Euro işareti çaktı. Türkiye'ye dönüşümde İzmir, Kemalpaşa'da bir çekirge çiftliği kurdum. Bürokratları ikna etmem zaman aldı gerçi ama şu ana kadar 450 bin lira yatırım yaptım. Avrupa'ya her hafta uçakla 20 bin canlı çekirge yolluyorum. Hedefim yılda 250 bin Euro ciro." Baki, bu iş için Almanya'dan kafesler içinde 20 bin damızlık çöl çekirgesi getirtmiş. Karadenizli girişimcinin yeni hedefi Uzakdoğu pazarı için "sofralık çekirge" üretmek. KURBAĞA İŞİ REKORTMEN YAPTI: Osman Kocaman, Balıkesir'de 1922'den beri üç kuşaktır devam eden aile şirketi Kocaman Balıkçılık'taki üretiminin yüzde 90'ını ihraç ediyor. Zaten ürünlerinin birçoğunun Türkiye'de pazarı yok: Kara salyangozu, deniz salyangozu, kurbağa, vb. İtalya ve biraz da Fransa'ya her yıl yüzde 65'i canlı olmak üzere 200-300 ton kurbağa ihraç ediyorlar. Yıllık girdisi 1 milyon dolar. Kurbağa ve diğer hayvanlardaki performansı sayesinde, 2003'te Türkiye dondurulmuş su ürünleri ihracat rekortmeni oldular. ![]() SALYANGOZDAN 50 MİLYON DOLAR GELİYOR: Sagun Group temelleri 41 yıl önce atılan bir aile şirketi. Kara salyangozu, deniz salyangozu, doğadan toplanan yabani mantarlar gibi ürünler ihraç ediyor. Türkiye'nin toplam 5 bin ton olduğu tahmin edilen salyangoz ihracatının 900 tonunu onlar yapıyor. 500'ü kara, 400'ü deniz salyangozu. Başka bir salyangozcu ise Sinop'tan Sadıklar Dış Ticaret. 2005'te 600 ton ihracat yapmışlar. Firma sahibi Mustafa Sadıklar, protein bakımından zengin olan deniz salyangozunun, başta Çin olmak üzere Uzakdoğu ülkelerine ihraç edildiğini söylüyor. Sonuçta salyangozlar sayesinde Türkiye, yılda 50 milyon dolara yakın bir para kazanıyor. ![]() TAVUKAYAĞINA İHRACAT TEŞVİKİ OLUR MU: SMS Gıda'nın kurucuları Selçuk ve Deniz Atalay kardeşlerle ortakları Atik Gürtaş, Uzakdoğu'yla ticaret yapan işadamlarıydı. Bölgeye gezileri sırasında yoğun olarak tavuk bacağı tüketildiğini fark ettiler. Şimdi İzmir menşeli şirket, 10 yıldan fazla bir süredir Çin'e tavukayağı ihraç ediyor. Gelir seviyesi düşük Çinlilerin soya yağında kızartıp yediği ayaklardan yılda 10 milyon dolar gelir elde ediyorlar. Firmasının ete verilen ihracat teşvikinden yararlanmak istemesi de tartışmalara neden oldu. Tarım Bakanlığı'nın "tavukayağı et teşvik kapsamına girer" demesine rağmen Dış Ticaret Müsteşarlığı "tavukayağı et mi, sakatat mı" sorusuna yanıt bulamadı. Sonunda cüzi bir teşvik aldı. VİŞNE DALINI BOMBA MALZEMESİ SANDILAR: Kozmetikte kullanılmak üzere kiraz ve vişne sapı ihracatı artık ilginç bile değil. Afyon'un Sultandağı Bölgesi ise vişnenin dallarını ihraç ediyor. Budama sonrasında atılan bu dallar çiçekçilikte kullanılmak üzere başta Almanya'ya yollanıyor. Genç ziraat mühendisi Halis İpek (27) bölgede vişne, kayısı ve şeftali üretimi yapan 600 çiftçiden, budama sonrasında kalan dalları topladı. Geçen yıl ilk defa 4 TIR dolusu budama artığı ihraç edildi. Bürokratik gecikmelerden dolayı ilk yıl zarar etmiş. Çünkü gönderdiği malı bomba malzemesi mi diye incelemişler ve malın çürümesine sebep olmuşlar. Ülkenin bu üründen toplam döviz girdisi 1 milyon Euro. 12 ÇEŞİT YOSUN SATIYORLAR Tony De Laender (63) adında bir Belçikalı girişimci Türkiye ile 25 yıl iş yaptıktan sonra Manisa'da kendi tesisini kurmaya karar verdi. Sart kasabasında kurduğu Anatolia Süs Ürünleri Şirketi, Avrupa ve Amerika başta olmak üzere Kore, Suudi Arabistan gibi 25 ülkeye dekorasyonda kullanılan yosun, kozalak, kavak kabuğu gibi ürünler ihraç ediyor. Firmanın kataloğunda 12 ayrı çeşit yosun var. Geçtiğimiz yıl 750 tonluk yosun ihracatından 1 milyon Euro gelir elde ettiler. KİM, NİYE ALIYOR? MEŞE PALAMUDU: Gıda ürünlerine katkı maddesi olarak Almanya ve İsviçre'den talep görüyor. KEÇİBOYNUZU: Petrol aramadan kibritçiliğe kadar 17 sanayi dalında kullanılıyor. İngiltere, İtalya, İspanya ve Almanya'ya satılıyor. KURTLU MEYVE: Değerlendirilmeyen tarım ürünleri, ekolojik tarımda gübre olarak kullanılıyor. Avrupa'dan büyük talep var. MEYAN KÖKÜ: Doğal tedavi yöntemlerinde kullanılıyor. Almanya, Amerika, Fransa, İtalya ve İspanya'ya son yıllarda çok gidiyor. MEYVE KABUĞU: İlaç ve reçel sanayiinde kullanılıyor. En pahalısı, kilosu 1.7 YTL olan limon kabuğu. Kaynak: www.hurrriyetim.com 03-04-2006 |
KİŞİYE ÖZEL BESTE YAPILIR
Aşıklar için radyoda çalan parçalardan şarkı tutma devri sona eriyor. Çünkü kişiye özel beste yapılıyor. Emre Güvener, istenen şarkıyı bir haftada teslim ediyor. Marmara Üniversitesi İşletme Bölümü'nde eğitim görürken "Bana göre değil" deyip bırakan ve 10 yaşından itibaren ilgi duyduğu müzik alanına yönelen Emre Güvener, duygularını ifade edemeyen aşıkların imdadına yetişiyor. Kurduğu www.besteclup.com sitesine başvurup eşine, sevgilisine ya da arkadaşına şarkı hediye etmek isteyenlere, bestelerini bir haftada teslim ediyor. Esquire Dergisi'nin mart sayısında Güvener ile yapılan bir röportaj yer alıyor. 21 yaşındaki Güvener, bu hizmetin bir benzerini daha bulamadığını söyleyerek, isteğe göre bestenin nasıl olduğunu şöyle anlatıyor: "Öncelikle sitemize giriyorlar, daha sonra oradaki iletişim formunu doldurarak bizimle iletişime geçiyorlar. Parçayı kime yaptırmak istediklerini, parçanın türünü, bütün bilgileri telefonda ya da yazılı olarak iletiyorlar. Her şeyde mutabakat sağlandığında parçanın yapım aşamasına başlıyorum. Bu süreç maksimum yedi gün sürüyor." Güvener, gelen talepler doğrultusunda bestecileri ve aranjörleri organize ediyor, değiştirilmesi gereken noktalar varsa onları düzeltiyor. Beste daha sonra müşteriye sunuluyor, beğenirse tamamlanmış oluyor. Sevgilisi için beste yaptırmak isteyenler kadar doğumgünü için de internet sitesine başvuranlar çokmuş. Bu işin kaça çıktığını merak ediyorsanız, "Minimun bin TL" diyor ve ekliyor: "Tabii bu insanlara pahalı geliyor. Bence de pahalı zaten. Ama ne yazık ki bu fiyatı daha aşağı çekemiyoruz. Stüdyonun kirası, beste, aranjesi, bunların hepsinin ayrı bir ücreti var."
Aşıklar için radyoda çalan parçalardan şarkı tutma devri sona eriyor. Çünkü kişiye özel beste yapılıyor. Emre Güvener, istenen şarkıyı bir haftada teslim ediyor. Marmara Üniversitesi İşletme Bölümü'nde eğitim görürken "Bana göre değil" deyip bırakan ve 10 yaşından itibaren ilgi duyduğu müzik alanına yönelen Emre Güvener, duygularını ifade edemeyen aşıkların imdadına yetişiyor. Kurduğu www.besteclup.com sitesine başvurup eşine, sevgilisine ya da arkadaşına şarkı hediye etmek isteyenlere, bestelerini bir haftada teslim ediyor. Esquire Dergisi'nin mart sayısında Güvener ile yapılan bir röportaj yer alıyor. 21 yaşındaki Güvener, bu hizmetin bir benzerini daha bulamadığını söyleyerek, isteğe göre bestenin nasıl olduğunu şöyle anlatıyor: "Öncelikle sitemize giriyorlar, daha sonra oradaki iletişim formunu doldurarak bizimle iletişime geçiyorlar. Parçayı kime yaptırmak istediklerini, parçanın türünü, bütün bilgileri telefonda ya da yazılı olarak iletiyorlar. Her şeyde mutabakat sağlandığında parçanın yapım aşamasına başlıyorum. Bu süreç maksimum yedi gün sürüyor." Güvener, gelen talepler doğrultusunda bestecileri ve aranjörleri organize ediyor, değiştirilmesi gereken noktalar varsa onları düzeltiyor. Beste daha sonra müşteriye sunuluyor, beğenirse tamamlanmış oluyor. Sevgilisi için beste yaptırmak isteyenler kadar doğumgünü için de internet sitesine başvuranlar çokmuş. Bu işin kaça çıktığını merak ediyorsanız, "Minimun bin TL" diyor ve ekliyor: "Tabii bu insanlara pahalı geliyor. Bence de pahalı zaten. Ama ne yazık ki bu fiyatı daha aşağı çekemiyoruz. Stüdyonun kirası, beste, aranjesi, bunların hepsinin ayrı bir ücreti var."
www.sabah.com.tr (12 Mart 2006)

SÜLÜKTEN YILDA 100 BİN TL KAZANIYOR
Nil Sirel Türkoğlu'nu Trakya'da tanımayan yok. Çünkü 26 yaşındaki bu genç kadın çok farklı bir iş yapıyor: Sülük ticareti. Birçok kişinin içini bir tuhaf yapan sülükler, onun ekmek kapısı. Bataklıklardan topladığı sülükleri yurtdışına satıyor. Zor bir iş ama yıllık 100 bin üzerinde kazancı var. Hatta bu nedenle ona “Sülüklerin Prensesi” deniyor.Hepimiz biliriz sülükleri. İstanbul'da Mısır Çarşısı, İzmir'de de Hisarönü'nde sıkça rastlarız onlara. Kıpır kıpırdırlar. Çok sevimli oldukları söylenemez. Kıvrım kıvrım dönüp dururlar şişelerin içinde. Ama Edirneli Nil Sirer Türkoğlu bu çirkin yaratıklara baktığında Euro görüyor. Çünkü bataklıklarda 5 kuruş bile etmeyen sülükler bu genç kadına her yıl binlerce lira kazandırıyor. Sülük macerası babasının ölümüyle başlamış: “Edirneliyim. Üniversitede İngilizce iktisat bölümünü bitirdim. Fakat son sınıftayken babam öldü. İşlerin başına geçtim. Gümrük müşavirliğini nasıl devam ettiririm diye mevzuatı incelerken sülüklerle ilgili bölümlere takıldım. Çok garibime gitmişti. Sülükten para kazanmak fikri bana çok cazip geldi. Araştırdım, hemen ihracat başvurusunda bulundum. 30 kilo sülüğü yurtdışına satabilme kotası aldım.[22]
MÜŞTERİ VARDI, SÜLÜK YOKTU BEN DE SUYA KAN DÖKTÜM
İlk işini Macaristan'la yapmış: “Bir firmayla internet üzerinden bu sülükleri satmak üzere anlaşma yaptım. Ancak daha ortada sülük filan yoktu. Edirne ve çevresindeki toplayıcıları buldum. Oturdum pazarlık ettim. Piyasada yeni olduğumu anlayınca inanılmaz yüksek fiyatlar istediler. Olacak gibi değildi. “Madem öyle, o zaman kendim toplarım sülüklerimi” diyerek bele kadar yüksek balıkçı çizmelerinden aldım. Edirne yakınlarındaki Lalapaşa bataklığına gittim. Elimde lastik eldiven, suyun dibini tarıyorum. Tara tara, sülük yok! Ertesi gün sülüklerin kana geleceğini düşünerek yanıma koyun kanı aldım. Kanı bataklığa döktüm, bir anda çevreme kurbağalar, su yılanları doldu. Tabii sülükler de... Artık günde 2 kiloya yakın sülük toplayabiliyordum. İlk gün çok iğrenç bir iş gibi geldi ama kazanacağım parayı düşününce dayandım. İğrenmedim, tiksinmedim. 15 günde 30 kilo sülüğü topladım. Sülük ticaretim kısa sürede çevrede duyuldu ve “Sülüklerin Prensesi” olarak anılmaya başlandım.
18 TON SÜLÜĞÜN 6 TONU TÜRKİYE'DEN ÇIKIYOR
3 yıldır sülük ihraç eden Nil Sirel Türkoğlu, gönderdiği sülüklerin ilaç yapımında kullanıldığını söylüyor: ”Sülükle tedavi Osmanlılar'a kadar dayanıyor. Sülükler bugün de ilaç sektörü için önemli bir hammadde. Kalp ve kolesterol ilaçlarının, birçok kremin içinde bulunan hammadde sülükten elde ediliyor. Avrupa'da sülük yok denecek kadar az. Küresel ısınmadan dolayı dünyadaki sülük sayısında azalma oldu. Türkiye, sülüğün en çok bulunduğu ülkeler arasında. Dünyada yıllık 18 ton sülük satışı var. Bunun 6 tonu Türkiye'den sağlanıyor. Başta ABD, İsrail, Almanya ve Macaristan olmak üzere dünyanın birçok ülkesine sülük ihracatı yapıyoruz.
SÜLÜK OTELİ AÇACAK
Bundan yola çıkarak geçtiğimiz yıl AR-GE laboratuvarı kurdum. Kültür sülükleri üretimi yapacağım. Ayrıca tarihi bir konak satın alarak sülük tedavi merkezi kurmak için çalışmalara başladım. Bir konağı da kiralayıp onardım. 1 ay içinde burasını sülükle tedavi oteli olarak hizmete açacağım. Edirne'de bir ilk. Ardından önce Mardin ve Sivas'ta sülük tedavi merkezi olarak hizmet verecek butik oteller kuracağız. Yurtdışından da turist getirip tedavilere başlayacağız.
MAHARET SÜLÜĞÜN TÜKÜRÜĞÜNDE: Gözleri ve işitme organları olan sülükler çift cinsiyetli. Sadece kanla besleniyorlar. Tedaviyi sanıldığı gibi kirli kanı emerek yapmıyorlar. Maharet, kan emilirken vücuda karışan Hirudin ve Calin adlı maddeleri içeren salgıda.
AĞRI KESİCİ, TANSİYON DÜZENLEYİCİ: Bu maddeler kanın pıhtılaşmasını engelliyor ve ağrı kesici, mikrop öldürücü, tansiyon dengeleyici, kas gevşetici, bağışıklık sistemini düzenleyici ve stres giderici etkiye sahip. Sinir hücrelerinin tamir edilmesini de hızlandırıyor.
15 TANESİ 1 SAAT EMİYOR: Bir sülük 1-2 mililitre kadar kan emiyor. Bir seansta 8-15 arası sülük kullanılıyor. Bir saat kadar süren seansın başında sülüklerin yapıştıkları yerde hafif bir yanma hissediliyor. Tedavi sonrası kan akışı kendiliğinden kesiliyor.
HEPSİ TEK KULLANIMLIK: Sülük tedavisi hamile ve emziren annelere, şeker hastalarına ve kalp yetmezliği olanlara uygulanmıyor. Sülükler tek kullanımlık. Bir kez kullanılan sülüğün imha edilmesi lazım. Yoksa hastalık bulaştırma ihtimali yaratıyor.
ALINA DA YAPIŞIYOR, AYAĞA DA: Sülükle tedavi ayak, bacak, diz, göğüs, ense, sırt, bel, omuz, göz ve burun kenarları, alın ve şakaklar ile kulak arkasına uygulanıyor. Ayak altları, avuç içi, göz kapağı, boyun, koltukaltı ve kasık gibi bölgelere yapılmıyor.
DEMI MOORE VE PETEK DİNÇÖZ DE SÜLÜKLERE TEDAVİSİ YAPTIRIYOR
Halk arasında yüzyıllardır kullanılan sülükle tedaviden ünlü yıldızlar yararlanıyor. Demi Moore bunu açıkça söyleyenlerden. 47 yaşında olmasına karşın hala güzelliğine sahip olan Moore, sırrının sülükle tedavi olduğunu söylüyor. Avusturya'da bir klinikte sülük tedavisi gördüğünü anlatan Moore'un bu açıklamasından sonra o klinikte müşteri patlaması yaşandı. Sülükle tedavi uygulatan ünlü Türklerin başında da Petek Dinçöz geliyor. Dinçöz bir süre önce yaptığı açıklamada formunu Rus uzmanların uyguladığı sülük tedavisi sayesinde koruduğunu anlattı.
BİR TANESİ 2 EURO
Latince'de sülükle tedavi anlamına gelen Hiroduterapi MÖ 15. yüzyılda Babil yazılı kayıtlarına kadar uzanan çok eski bir tedavi aracı. Ünlü hekimlerden Nikandros ve İbn-i Sina da sülüğü bir tedavi aracı olarak kullanmış. Tıbbi sülükler günümüzde de başta Almanya olmak üzere Fransa, İngiltere, Avusturya, İsviçre, ABD, Rusya, Hindistan ve Uzakdoğu'daki çok sayıda klinik ve merkezde hekim ve terapistler tarafından kullanılıyor. Amerika Gıda ve İlaç Dairesi (FDA), 2004 yılında sülüğü bilimsel bir tedavi yöntemi olarak onayladı. Şu sıralar büyük boy bir sülük dünya piyasalarında 2 Euro'dan satış işlemi görüyor.

BİR TERLİK BU KADAR FARKLILAŞBİLİR
Son yılların gözde terlik markası Twigy''nin yaratıcısı Sinan Öncel, çıraklıktan patronluğa yükselen başarı öyküsünün kahramanı. Futbol ve basketbol maçlarına gidip sahanın etrafında takımlarının rengine bürünmüş kocaman terlikleri görenler önce ne olduğuna anlam veremedi. Dört büyüklerin renkleri ve sembolleri kullanılarak yapılmış terlikleri vitrinlerde görünce Twigy''''nin takım taraftarları için ilginç terlikler ürettiği herkes tarafından öğrenildi. "Bu terlik tam benlik" sloganı kısa sürede tüm Türkiye tarafından duyuldu. Ve Twigy, son yılların gözdesi olan terlik sektöründe bir adım öne geçti.
Hem duygulara hem de göze hitap eden Twigy''nin başarısının ardında şirketin sahibi Sinan Öncel''in kişiliği yatıyor. Sıfırdan başladı Sinan Öncel, 1965 yılında İstanbul''da dünyaya geldi. Çalışmaya ilkokulda başlayan Öncel, ortaokul sıralarındayken bir kuaförde çıraklık yapıyordu. O yıllarda eski adı Mithat Paşa olan Beşiktaş İnönü Stadyumu''nda maçlarda su satan Öncel, o günleri ise şu sözleriyle anlatıyor: "Maç öncesinde su satardık. Maçın son 15-20 dakikasında ise kapılar açılırdı ya da polislerden izin alarak maçı izlerdik. Hem para kazanır hem de eğlenirdik".
Üniversite yılları da hem iş hem ticaret arasında geçti. 1989 yılında Öncel, Cağaloğlu''''nda 20 m2''lik bir dükkan sahibi olmuştu. Terlik macerası da bu yıllarda başladı. Küçücük dükkanında fason olarak terlik yaptırıp satmaya başladığında Öncel 24 yaşındaydı. İpana ile ilk sıçrayışı yaptı Terkteks''in "yırtması" bir gün çalan telefon ile olmuş. O yıllarda birçok yere terlik satan Öncel''i İpana''nın üst düzey bir yetkilisi aramış. Gerisini Öncel''den dinleyelim: "İki adet boş İpana kutusu getiren 30 bin kişiye terlik vermek istiyoruz dedi. Bu ilk ve önemli adımımızdı". Bu kampanyadan elde ettiği gelirle 1990 yılında "İtalya seferine" çıkmış Öncel. 1993 yılında Barbie ayakkabılarının Türkiye temsilciliği ardından da dünyanın en büyük terlik üreticilerinden Grandha''nın distribütörlüğü gelmiş. 2000 yılında terlik markası Twigy''yi piyasadaydı. Bir terlikten beklenmeyecek ölçüde yenilikçi bir çizgisi olan Twigy, taraftar terliklerinin ardından asker ve aileleri için hazırladığı terlikleri pazara sundu.
Sabah Gazetesi
Hem duygulara hem de göze hitap eden Twigy''nin başarısının ardında şirketin sahibi Sinan Öncel''in kişiliği yatıyor. Sıfırdan başladı Sinan Öncel, 1965 yılında İstanbul''da dünyaya geldi. Çalışmaya ilkokulda başlayan Öncel, ortaokul sıralarındayken bir kuaförde çıraklık yapıyordu. O yıllarda eski adı Mithat Paşa olan Beşiktaş İnönü Stadyumu''nda maçlarda su satan Öncel, o günleri ise şu sözleriyle anlatıyor: "Maç öncesinde su satardık. Maçın son 15-20 dakikasında ise kapılar açılırdı ya da polislerden izin alarak maçı izlerdik. Hem para kazanır hem de eğlenirdik".
Üniversite yılları da hem iş hem ticaret arasında geçti. 1989 yılında Öncel, Cağaloğlu''''nda 20 m2''lik bir dükkan sahibi olmuştu. Terlik macerası da bu yıllarda başladı. Küçücük dükkanında fason olarak terlik yaptırıp satmaya başladığında Öncel 24 yaşındaydı. İpana ile ilk sıçrayışı yaptı Terkteks''in "yırtması" bir gün çalan telefon ile olmuş. O yıllarda birçok yere terlik satan Öncel''i İpana''nın üst düzey bir yetkilisi aramış. Gerisini Öncel''den dinleyelim: "İki adet boş İpana kutusu getiren 30 bin kişiye terlik vermek istiyoruz dedi. Bu ilk ve önemli adımımızdı". Bu kampanyadan elde ettiği gelirle 1990 yılında "İtalya seferine" çıkmış Öncel. 1993 yılında Barbie ayakkabılarının Türkiye temsilciliği ardından da dünyanın en büyük terlik üreticilerinden Grandha''nın distribütörlüğü gelmiş. 2000 yılında terlik markası Twigy''yi piyasadaydı. Bir terlikten beklenmeyecek ölçüde yenilikçi bir çizgisi olan Twigy, taraftar terliklerinin ardından asker ve aileleri için hazırladığı terlikleri pazara sundu.
Sabah Gazetesi
'Gerilla Taktiği' Pazarlamayla 5 Yılda % 160 Büyüdü
Terteks, küçük bir şirket olarak başladığı yolda yarattığı Twigy markası ile beş senede yüzde 160'lık bir büyümeye imza attı. Farklı tasarımlar ve ses getiren reklamları ile akıllarda yer eden Twigy, bugün birçok terlik markası arasından sıyrılarak öne çıkmayı başardı. 1988’de dünyaca ünlü terlik markalarını ithal ederek işe başlayan Terteks, Twigy markasının temellerini 2000 yılında attı. Twigy, en büyük çıkışı ise taraftar terlikleri ile yakaladı. Galatasaray, Beşiktaş ve Fenerbahçe gibi büyük takımlar için tasarladığı özel terlikler, taraftarın büyük ilgisi ile karşılaşınca, Twigy cirosunu katladı. Şirket, taraftar terliklerinin yanı sıra yediden yetmişe herkesi cezbeden modelleri ile cirosunu 7 milyon dolardan 18 milyon dolara taşıdı. “Bizim işimiz az kaynakla daha iyi bir yol bulmak” diyen Twigy İcra Kurulu Başkanı Sinan Öncel’in "gerilla pazarlama" olarak tanımladığı bu yolda şirket yaptığı her yenilikle verimliliğini yüzde 45 artırıyor. Terteks, 2005'te 2 milyon çift satışa ulaşan Twigy markalı terlik pazarında da yüzde 10'luk payı elinde tutuyor. Öncel’e göre Twigy’yi diğer birçok markadan ayıran özelliği ilklere imza atmak.
Pofuduk Terliği Üretti
1998'de Türkiye’nin yabancısı olduğu “pofuduk” terlikleri çeşitli atölyelere ürettiren firma, ilk sermaye birikimini de Eczacıbaşı İpana’ya 30 bin promosyon hazırlayarak edinir. Terteks buradan kazandıklarını Barbie, Fisher, Price çocuk ayakkabıları, İtalyan DeFonseca terlikleri ve Brezilyalı Grendha markalarının Türkiye dağıtımcılığına yatırır. Bu mümessillik anlaşmalarıyla Türkiye’de tek başına bir terlik pazarı yaratan Terteks, on yıl boyunca dünyaca ünlü markaların satış stratejilerini belirleyerek sermaye birikimini ve pazardaki yerini kuvvetlendirir. 2000’e gelindiğinde ise firma kendi markasını çıkarmak için uygun altyapıyı sağlamış olur. Sırada piyasaya da bir ilkle çıkmak vardır. “Ayağından Çıkanı Kulağın Duysun” reklamlarıyla sunulan sesli terlikler, Twigy adını Türkiye’ye duyurur. Bundan sonrası da her defasında ses getiren kampanyalar ve taraftar terlikleri gibi ilklerle devam eder.
1998'de Türkiye’nin yabancısı olduğu “pofuduk” terlikleri çeşitli atölyelere ürettiren firma, ilk sermaye birikimini de Eczacıbaşı İpana’ya 30 bin promosyon hazırlayarak edinir. Terteks buradan kazandıklarını Barbie, Fisher, Price çocuk ayakkabıları, İtalyan DeFonseca terlikleri ve Brezilyalı Grendha markalarının Türkiye dağıtımcılığına yatırır. Bu mümessillik anlaşmalarıyla Türkiye’de tek başına bir terlik pazarı yaratan Terteks, on yıl boyunca dünyaca ünlü markaların satış stratejilerini belirleyerek sermaye birikimini ve pazardaki yerini kuvvetlendirir. 2000’e gelindiğinde ise firma kendi markasını çıkarmak için uygun altyapıyı sağlamış olur. Sırada piyasaya da bir ilkle çıkmak vardır. “Ayağından Çıkanı Kulağın Duysun” reklamlarıyla sunulan sesli terlikler, Twigy adını Türkiye’ye duyurur. Bundan sonrası da her defasında ses getiren kampanyalar ve taraftar terlikleri gibi ilklerle devam eder.
Reklamda Etkili Taktik
İstanbul Ticaret Üniversitesi tarafından “2006 - Yılın Girişimcisi” seçilen Öncel’e göre Twigy markasının başarı anahtarı “Daha önce denenmemiş olanı yapmak.” Twigy, piyasaya çıkarken de reklam için kaynak bulamayınca kilitlenen kapıları bu şekilde açmış. Sinan Öncel’in “İşe başladığımızda ürünümüzü tanıtmamız gerekiyordu. Ama reklam panosunu karşılayamıyorduk. Bunun üzerine yazın insanların en çok dolaştığı İstanbul Boğazı boyunca gezecek bir reklam panosu yaptırdık” diye anlattığı tekne reklamları, tüketiciyi beklemediği yerde yakalayarak satışlarda bir önceki yıla göre yüzde 55 artış sağladı. Önceleri hayretle karşılanan kampanyanın ardından 2003 yılında Twigy, 600 satış noktasına ulaştı. Twigy’nin gerçekleştirdiği ilklerden biri olan kampanya şimdi 7. yılında ve bin adet teknesiyle bu sene de tüm Boğaz’ı Twigy ile doldurmaya hazırlanıyor. Tekne reklamları ayrıca bu yıl 1. EFFİE Türkiye Reklam Etkinliği Yarışması’nda üçüncülük ödülünü aldı. “Ödül alan diğer firmaların KDV’si bile olamayız ama farklılık bizi onların arasına soktu” sözleriyle Öncel, bu ödülün Twigy’nin küçük olmasına rağmen yaratıcı çözümleriyle ve hızıyla yakaladığı başarıyı kanıtladığını ifade ediyor. Her yıl iki koleksiyon çıkaran Twigy, “Bu terlik tam benlik” ve “Bizde her numara var” gibi kampanyalarıyla her seferinde hem ürünlerin çeşitliliğini vurguluyor hem de Öncel’in deyişiyle markaya derinlik kazandırıyor. 2006 yılında 20 milyon dolarlık bir ciro hedefleyen şirket taraftar ürünleri dışında üretimini yurtdışında yaptırıyor. Malezya, Çin, İspanya, Brezilya ve Tayland’dan gelen ürünler 1000 noktada satışa sunuluyor.
İstanbul Ticaret Üniversitesi tarafından “2006 - Yılın Girişimcisi” seçilen Öncel’e göre Twigy markasının başarı anahtarı “Daha önce denenmemiş olanı yapmak.” Twigy, piyasaya çıkarken de reklam için kaynak bulamayınca kilitlenen kapıları bu şekilde açmış. Sinan Öncel’in “İşe başladığımızda ürünümüzü tanıtmamız gerekiyordu. Ama reklam panosunu karşılayamıyorduk. Bunun üzerine yazın insanların en çok dolaştığı İstanbul Boğazı boyunca gezecek bir reklam panosu yaptırdık” diye anlattığı tekne reklamları, tüketiciyi beklemediği yerde yakalayarak satışlarda bir önceki yıla göre yüzde 55 artış sağladı. Önceleri hayretle karşılanan kampanyanın ardından 2003 yılında Twigy, 600 satış noktasına ulaştı. Twigy’nin gerçekleştirdiği ilklerden biri olan kampanya şimdi 7. yılında ve bin adet teknesiyle bu sene de tüm Boğaz’ı Twigy ile doldurmaya hazırlanıyor. Tekne reklamları ayrıca bu yıl 1. EFFİE Türkiye Reklam Etkinliği Yarışması’nda üçüncülük ödülünü aldı. “Ödül alan diğer firmaların KDV’si bile olamayız ama farklılık bizi onların arasına soktu” sözleriyle Öncel, bu ödülün Twigy’nin küçük olmasına rağmen yaratıcı çözümleriyle ve hızıyla yakaladığı başarıyı kanıtladığını ifade ediyor. Her yıl iki koleksiyon çıkaran Twigy, “Bu terlik tam benlik” ve “Bizde her numara var” gibi kampanyalarıyla her seferinde hem ürünlerin çeşitliliğini vurguluyor hem de Öncel’in deyişiyle markaya derinlik kazandırıyor. 2006 yılında 20 milyon dolarlık bir ciro hedefleyen şirket taraftar ürünleri dışında üretimini yurtdışında yaptırıyor. Malezya, Çin, İspanya, Brezilya ve Tayland’dan gelen ürünler 1000 noktada satışa sunuluyor.
Mağazalar 20 Günde Bir Tamamen Değiştirilecek
Twigy şu günlerde perakende mağazalarıyla tüketiciyi daha sıkı kavramaya hazırlanıyor. İlk defa bir mağazanın sadece koleksiyonu ya da vitrini değil tüm dış cephesi 20 günde bir değiştiriliyor. Bu da firmanın sürekli müşteri kitlesini büyütüyor. Öncel, normalde 5 YTL edecek bir terliğin fiyatını Twigy'nin yazdığı sloganlarla 25 YTL’ye çıkarttığını, mağaza vitrinlerini de reklam panosuna dönüştürerek bu şekilde ürün getirisini de 3’e katladıklarını vurguluyor.
Twigy şu günlerde perakende mağazalarıyla tüketiciyi daha sıkı kavramaya hazırlanıyor. İlk defa bir mağazanın sadece koleksiyonu ya da vitrini değil tüm dış cephesi 20 günde bir değiştiriliyor. Bu da firmanın sürekli müşteri kitlesini büyütüyor. Öncel, normalde 5 YTL edecek bir terliğin fiyatını Twigy'nin yazdığı sloganlarla 25 YTL’ye çıkarttığını, mağaza vitrinlerini de reklam panosuna dönüştürerek bu şekilde ürün getirisini de 3’e katladıklarını vurguluyor.
Futbol-Terlik İşbirliği Satışı Yüzde 20 Artırdı
Twigy, yenilikleri yakalamadaki hızını 2002’de Dünya Kupası başarısından sonra tüm Türkiye futbola yönelmişken çıkardığı taraftar terlikleriyle de kanıtladı. Satışlara yüzde 20 artış kazandıran bu uygulama ile Twigy ayrıca Türkiye’nin tek lisanslı terlik üreticisi olma özelliğine de sahip oldu. Bugün de Dünya Kupası’nın lisanslı ürünlerini satma yetkisine sahip tek firma olan Twigy, şimdi dört büyük takımdan sonra bütün futbol taraftarlarına ulaşacağı projelerin peşinde.
Twigy, yenilikleri yakalamadaki hızını 2002’de Dünya Kupası başarısından sonra tüm Türkiye futbola yönelmişken çıkardığı taraftar terlikleriyle de kanıtladı. Satışlara yüzde 20 artış kazandıran bu uygulama ile Twigy ayrıca Türkiye’nin tek lisanslı terlik üreticisi olma özelliğine de sahip oldu. Bugün de Dünya Kupası’nın lisanslı ürünlerini satma yetkisine sahip tek firma olan Twigy, şimdi dört büyük takımdan sonra bütün futbol taraftarlarına ulaşacağı projelerin peşinde.
Twigy'nin 6 Etkili Taktiği
1- Pahalı değil, boğazda tekne dolaştırmak gibi yaratıcı reklamlar.
1- Pahalı değil, boğazda tekne dolaştırmak gibi yaratıcı reklamlar.
2- Küçük iş ayrımı yapmadan bütün siparişleri değerlendiriyor.
3- Dünyanın ünlü markalarının Türkiye dağıtımcılığını üstlendi.
4- Her yıl iki yeni koleksiyonu tüketicinin beğenisine sundu.
5- Bütün mağazalarını 20 günde bir baştan aşağı değiştiriyor.
6- Taraftar terliği çıkartarak milyonların tutkusunu fırsata çevirdi
Kaynak: Referans Gazetesi/Nazlı Topçuoğlu
ÇİKOLATA VE ÇİÇEĞİ BİRLEŞTİREREK BAŞARIYI YAKALADI
Çikolata ve Çiçekle Bonnyfood Markasını Oluşturdu Hastanedeki çiçek ve baklavadan ilham alarak lezzet çiçekleri adını verdiği Bonny Food markasını yaratan Didem Alsoy, Türkiye’de yeni bir girişimcilik tarzı da yarattı. Türkiye Kadın Girişimciler Derneği’nin (KAGİDER) düzenlediği 4. Türkiye’nin Kadın Girişimcisi Yarışması’da üçüncülük ödülünü kazanan Didem Alsoy, Mart 2009′da hizmete soktuğu “Bonny Food” markasıyla çiçekçilik ve gıda sektörlerini birleştirerek 6 ayda 1.3 milyon TL ciroya ulaştı. 2010′da yüzde 800 büyümeyi hedefleyen “Bonny Food” markasıyla 2012 yılında halka açılmaya hazırlanan Alsoy, “Türkiye’de 7 bin çiçekçi, 14 bin pastane var. Bu iki alanı birleştirerek hem göze hem damağa hitap eden bir konsept yarattık” dedi.
Darüşafaka Lisesi’ni bitirdikten sonra İstanbul Üniversitesi İngilizce İşletme bölümünde okumaya başlayan Didem Alsoy‘un hikayesi, kadın girişimcilerin ekonomide nasıl fark yaratabileceğini ortaya koydu. İş hayatına 17 yaşında bir tekstil firmasında başlayan Alsoy, daha sonra bankacılık sektörüne geçti. “O günlerde gündüz tekstil işinde, akşamları ise call center’larda çalışıyordum” diyen Alsoy, internet bankacılığı konusunda geliştirdiği fikirler sayesinde kısa sürede hızla yükseldi. Birkaç yıl önce lenf kanseri bezi ameliyatı olmak için hastaneye yatan Didem Alsoy, hastaneye gelen “geçmiş olsun” çiçeklerini ve tepsi tepsi baklavayı koyacak yer bulamayınca, yeni bir iş alanının da kapılarını aralamış oldu. ABD’de 1984′ten beri yapılan meyve süslemeciliği işini bir adım ileri götürmeye karar veren Alsoy, meyve, çikolata ve kek aranjmanlarından oluşan “Bonny Food-lezzet çiçekleri” konseptini tasarladı. İyileşir iyileşmez kafasındaki projeyi hayata geçirmek için kolları sıvayan Alsoy, bankacılık sektöründe birlikte çalıştığı Hamit Kekeç ile birlikte Ekim 2008′de şirketini kurdu. Yalnızca internet üzerinden hizmet veren Bonny Food için 6 aylık bir Ar-Ge süreci yaşadıklarını anlatan Alsoy, 167 farklı ürünün yaratım sürecinin her aşamasında çalıştığını söyledi. Alsoy, “Mart 2009′da faaliyete geçtiğimizde başarılı olacağımızı çok iyi biliyordum. Yılsonuna kadar 1.3 milyon TL ciroya ulaştık. Şu anda Türkiye genelinde 8 şubeye ve 100 çalışana sahibiz” diye konuştu. Bugün internet sitesi aracılığıyla Edirne’den Yüksekova’ya Türkiye’nin her yerine ürünlerini yollayabildiklerini belirten Alsoy, 1 yıl içinde aralarında büyük bankaların ve dev şirketlerin de bulunduğu 68 bin kayıtlı müşteriye ulaştıklarını söyledi.Alsoy, “Şu anda ABD, Kanada, İran ve Çin’den teklif aldık. Değerlendiriyoruz” dedi. Dünyaca tanınan 4 tasarımcıyla işbirliği yapacaklarını söyleyen Alsoy, 2012 yılında halka açılmayı düşündüklerini, uzun vadede dünyada kabul edilmiş yeni bir konseptin sahibi olacaklarını belirtti. Pastacılık ile çiçekçiliği birleştirirken hem estetik hem de lezzet konusunda çok çalıştıklarını anlatan Didem Alsoy, “Ürünlerimizin renklerini ve şekillerini büyük oranda ben belirliyorum. Asla hayvansal bazlı bir madde ya da katkı maddesi kullanmıyoruz. Keklerimiz 1 hafta, kurabiyelerimiz 2 hafta, çikolata çiçeklerimiz ise 2 ay dayanıyor” diye konuştu. “Bonny Food” konseptini yaratmadan önce ABD’de meyve süslemeciliği yapan bir firma ile bağlantıya geçtiğini dile getiren Alsoy, “Bana işi öğretmek için 245 bin dolar istediler. Ben de onlara ‘Ben sizden daha yaratıcı işler yaparım’ dedim ve kendi konseptimi yarattım” diye konuştu.[23]
DÜNYAYA ÇEKİRGE SATIYOR
Antalyalı işadamı Selami Gökgöl, Asya, Avrupa ve Arap ülkelerine çekirge ihraç ediyor. Gökgöl, evinde beslediği balıklarına canlı yem bulunamaması üzerine, çekirge beslemeye başladığını söyledi. Turizm işiyle uğraşırken çekirgelerin ekonomik yönden katkılarını incelediğini anlatan Gökgöl, dört arkadaşıyla bu işi ticari olarak yapmaya karar verdiklerini belirtti. Şu anda 5 dönüm üzerine kurulu tesiste Mısır çöl çekirgesi üretimi yaptıklarını kaydeden Selami Gökgöl, tesiste 370 kafeste yılda yaklaşık 1 milyon çekirge ürettiklerini bildirdi. 15 gün kuluçka dönemi geçiren bir çekirgenin 70-75 gün yaşayabildiğini anlatan Gökgöl, 2006'dan bu yana 1 milyon çekirgeyi dış pazarlara sattıklarını anlattı. Gökgöl, çekirgelerin tanesini yurtdışına 7 cent'ten, Türkiye'de ise boylarına göre 25 ile 35 kuruş arasında değişen rakamlardan satışa sunduklarını ifade etti. Çekirgeyi Avrupa'da Almanya, Avusturya ve İsviçre gibi ülkelere sattıklarını, Asya ülkelerinin yanı sıra son yıllarda Arap ülkelerine de çekirge ihraç etmeye başlatıklarını ifade eden Gökgöl, Avrupa'daki bazı lüks restoranlarda çekirgenin porsiyonunun 30-40 avrodan satışa sunulduğuna dikkati çekti. Ürettikleri çekirge için Tayland ve Çin'den de talep geldiğine değinen Gökgöl, bu ülkelerin talebini ise üretimin azlığı nedeniyle karşılayamadıklarını kaydetti. Asıl mesleğinin turizm rehberliği olduğunu belirten Gökgöl, “Ancak çekirge üretmeye başladığımda tüm dikkatleri üzerime çektim. Turizmciyken beni fark etmeyen insanlar, çekirge ürettiğimi öğrenince ayrı bir ilgi gösteriyorlar. İnsanlar bu işin nasıl yapıldığını merak ediyorlar” dedi. Selami Gökgöl, çekirgeleri besleyebilmek için özel çim odası yaptıklarını ve çekirgelerin günlük 350 metrekarelik alandaki çimleri tükettiklerini söyledi. Evinde sürüngen başta olmak üzere, çeşitli ev hayvanları yetiştirmek isteyenlerin canlı yem sıkıntısı çektiklerine dikkati çeken Gökgöl, çekirge ile bu açığın kapatılabileceğini söyledi. Çekirgenin kedi ve köpek yavruları için büyük bir besin desteği sağladığını da savunan Gökgöl, şöyle konuştu: “Halkımız 'Kedi köpek çekirge mi yer?' diye düşünür. Oysa kediler ve köpekler çekirge yemekten büyük keyif alırlar. Üstelik çekirge, bu hayvanların gelişimi için gerekli besin desteği sağlıyor. Çekirge, hayvanlarınızı hastalıklardan korur, gelişimini daha iyi sağlar, tüy döküntüsünü azaltır. Çekirgeler şimdilerde Türkiye'de kedi köpek yemi olarak kullanılıyor.”[24]
SONSÖZ
Düşünmek kolay, yapmak zordur.
Dünyanın en zor işi düşünüleni yapmaktır.
Johann Wolfgang von Goethe
Kitabımı bir fıkrayla bitirmek istiyorum. Şapka satarak geçinen bir adamın yolu bir gün bir ormana düşmüş... Bir süre yürüdükten sonra sıcaktan ve yorgunluktan bunalmış, bir ağacın altına oturmuş. Şapkalarla dolu sepetini de yere koymuş ve uykuya dalmış... Birkaç saat sonra adam tuhaf sesler duyarak uyanmış. Bir de bakmış ki yanındaki sepet bomboş, şapkalar gitmiş. Bir de kafasını kaldırıp ağaca bakmış ki, ağacın dallarında bir sürü maymun var. Her birinin başında da kendi şapkaları... Adam düşünmeye başlamış: "Ben şimdi ne yapacağım? Şapkaları bu maymunlardan nasıl alacağım?" Düşünceli bir şekilde başını kaşırken bir bakmış maymunlar da adamın taklidini yapıyorlar. Onlar da başlarını kaşıyorlar... Adam ellerini havaya kaldırmış, maymunlar da aynısını yapmışlar. Derken adam ne yapacağını bulmuş. Kendi başındaki şapkasını çıkarıp yere atmış, tabii maymunlar da başlarındaki şapkaları hemen yere atmışlar. Adam böylece bütün şapkaları toplayıp sepetine koymuş bir bir... Aradan 50 yıl geçmiş... Artık adamın bir torunu varmış. O da dedesi gibi şapka satıcısı olmuş. Günlerden bir gün onun da yolu aynı ormana düşmüş. Hava yine çok sıcakmış ve genç adam bir ağacın altına oturmuş, şapkalarla dolu sepetini de yanına koymuş ve uykuya dalmış. Bir saat sonra uyanmış bir de bakmış sepetin içinde şapkalar yok... Derken tuhaf sesler duymuş. Bir de başını kaldırmış ki ağacın üstünde bir sürü maymun var. Hepsinin başında da birer şapka.... Adam düşünmüş: "Dedem yıllar önce bana bir hikaye anlatmıştı. Bu yüzden ben ne yapacağımı çok iyi biliyorum.” Adam başını kaşımaya başlamış, maymunlar da aynısını yapmışlar. Adam ellerini havaya kaldırmış, maymunlar da ellerini kaldırmışlar. Ve adam gülümseyerek kendi başındaki şapkayı çıkarmış yere fırlatmış. O anda maymunlardan biri ağaçtan inmiş, adamın yere attığı şapkayı kapıvermiş. Adama da bir tokat atmış ve "Sadece senin mi deden var sanıyorsun?" demiş. Maalesef ülkemizde hala dedesinden kalma yöntemlerle iş yaptığı halde başarılı olmayı bekleyen girişimciler v şirket yöneticileri var. Dünya çok değişti ve buna bağlı olarak müşteri beklentileri ve tercihleri de değişti. İşte bu sebeple rakiplerinizin görmediğini sizin görmeniz gerekiyor. Gördüğünüzü yapabilmek içinde cesaret etmeniz gerekiyor.
DİPNOTLAR
[2] İSLAMOĞLU Ahmet Hamdi, Pazarlama Yönetimi, Beta yayınları, İstanbul 2006, s.8
[3] http://ugurozmen.com
[4] “ABD'de Simit Rüzgârı”, http://yenisafak.com.tr, (25.10.2009)
[6] www.aksam.com.tr, (24 Mart 2009)
[7] (Yeni Şafak) (11 Mayıs 2006)
[8] (17 Nisan 2010)
[9] GÜNDEŞ Ebru, www.ebrugundessatiyor.com, (17 Nisan 2010)
[10] OMUR Mete Tamer, “Fare Laboratuarı Kurdu, Ortaklık Teklifi Yağdı”, www.referansgazetesi.com, (16.03.2010)
[11] ERŞAN Mesude, “Balkonunda Bahçesinde Su Yosunu Üretiyor” http://hurarsiv.hurriyet.com.tr (12 Ağustos 2007)
[12] YILDIZ Mehmet Kayhan, “İşsiz Gencin İş İcadı”, www.hurriyet.com.tr, (18 Nisan 2009)
[13] KURU Mehmet, “Türkiye'de Satamadığı At Arabalarını Dünyaya Pazarlıyor”, www.zaman.com.tr, (5 Temmuz 2008)
[14] YILDIZ Abdülhamit , “Mısırdan Sonra Makarna Da Bardağa Girdi”, www.zaman.com.tr, (8 Haziran 2008)
[15] ÇAKIR Necip , “Yeğeni Denizde Boğulunca Batmayan Mayo Üretti” www.gazeteler.com, (4 Ağustos 2008)
[16] www.sabah.com.tr, (1 Eylül 2008)
[17] KALKAN Ersin, “Hamsi Şişeye Girdi”, www.hurriyet.com.tr, (14.01.2007)
[19] ORUÇ Ömer, “Yenilediği Hurda Araçlara Paha Biçilemiyor”, www.zaman.com.tr, (6 Aralık 2009)
[21] GÜNDÜZ Şaban, “Antalya'ya Denize Gelen 200 Bin Turist Dağa Çıktı!”,www.zaman.com.tr, (25.10.2009)
[22] AKYOL Cahit, “Sülükten Yılda 100 Bin TL Kazanıyor”, www.hurriyet.com.tr, (1 Ağustos 2009)














İyi günler ! kredi talep eden tüm değerli müşterilerimize hızlı bir bildirimde bulunmaktayız, şu anda uygun bir kredi faiz oranına sahip bir kredi planındayız.
YanıtlaSilİletişim:
creditcentercorp.usa@gmail.com